Türkiyede bulunan Digital Platformlar (Dıgıturk - D-Smart - diğer kuruluşların ve yeni ismi anılmayan kuruluşların şifreli yayınları ve eklenecek her türlü paralı yayınlar) hakkında yazı yazmak, dosya upload etmek, link vermek..Aynı şekilde Türkiyede bulunan GSM şebekelerine ait GSM kartlarının kopyalanması (Klonlaması , birleştirilmesi gibi gündemde olan veya gündem dışı konularda dosyalar upload ve/veya link-bilgi vermek kesinlikle yasaktır. Forumda bu konularla ilgili yazılardan OZMENA forum sorumlu değildir. Aksini yapan üyelerin üyelikleri uyarı yapılmadan silinecektir. Forumda bu konularla ilgili yazılardan OZMENA forum sorumlu değildir. Aksini yapan üyelerin üyelikleri uyarı yapılmadan silinecektir.

Sayfa 25 / 33 İlkİlk ... 151718192021222324252627282930313233 SonSon
Gösterilen Sonuçlar : 481 ile 500 arası , toplam 641

Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

  1. #481
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    DEPREMLER VE 10.GEZEGEN

    Bilgi yeterli olmayinca, spekülasyonlar da alir yürür. Yeryüzü felaketlerinin büyük bir bölümüyle ilgili bilimin elde ettigi veriler sinirli olunca, ister istemez siradisi iddia ve teoriler devreye giriyor. 17 Agustos depremi, gerçekten etkileri açisindan son derece büyük bir felaketti ve yasamlarimizi derinden etkiledi. O günden bu yana sismologlar ve yerbilimcilerin varligi farkedildi birden ve medya deprem tartismalariyla dolup tasmaya basladi. Bilim adamlari söyleyeceklerini söylediler çoktan ama insanlarin meraki tatmin olmuyor. Farkli ve egzotik açiklamalar araniyor depremlerle ve son üç ayda yasanan alisilmadik yikiciliktaki tayfun, kasirga ve hortumlarla, sellerle ilgili. Bazilari, 11 Agustos''aki günes tutulmasinin etkilerine yoruyor olan biteni, bazilariysa isin içinde "komplo teorisi"ariyor ve depremlerin suni oldugunu ileri sürüyor. Bu spekülasyonlarin hiçbirine prim vermesek de, sessiz sedasiz yürüyen bir teori var ki, Atlantis sayfalarinin esgeçmesi imkansiz: Depremlerin nedeni, Günes Sistemi''e gittikçe yaklasan 10. Gezegen olabilir mi?
    Sitemizdeki Anunnaki ve 13 Ahau yazisini okuyanlar, bu "bilinmeyen gezegen" teorisini animsayacaklar. Ünlü dilbilimci Zecharia Sitchin'in "Earth Chronicles" (Dünya Güncesi) adini verdigi yedi kitaplik serisinde ortaya konan teoriye göre dünyamiz, milyonlarca yil önce "Nibiru" adli bir gezegenle yasadigi büyük bir çarpisma sonucu parçalandi ve bugünkü halini aldi. Dünyadan kopan parçalar, bugün Mars ile Jüpiter arasinda yer alan asteroid kusagini olusturdu, bu arada çarpan Nibiru gezegeni de kuyrukluyildiz benzeri çift odakli eliptik bir yörüngeye girdi Günes Sistemi'nde. Bu yörünge, yaklasik 3600 yil sürüyordu. Sitchin teorisine daynak olarak dünyanin "amorf" yüzey biçimini gösteriyor: Eger dünyadan okyanuslardaki suyu çeker alirsaniz, Pasifik tarafindaki yüzeyin, sanki "bir parçasi kopmus" gibi durdugunu farkedersiniz.
    Sonra, milyonlarca yil geçti ve Nibiru'da da, dünyada da ayni tohumlardan kaynaklanan "hayat" basladi. Ancak Nibiru'daki evrim süreci çok daha çabuk ilerledi ve sonunda bu gezegende uzay yolculugu yapabilecek akilli yaratiklar ortaya çikti. Isa'dan önce 450.000 yilinda bu yaratiklar, maden ve mineral ihtiyaçlarini karsilamak üzere dünyaya inip burayi kolonilestirdiler. Bunlar, çok uzun yasayan (belki de ölümsüz) ve çok güçlü, iri yapili yaratiklardi. Ama 150.000 yil süren maden kolonizasyonunun sonunda "isçi siniflari" isyan etti. Agir sartlarda çalismaktan bikmislardi. Bunun üzerine, dünyada varolan yasam örneklerinin en ilerisi, bir antropoid üzerinde gen mühendisligi islemi yapildi ve köle ordusu yaratildi. Onbinlerce yil bu insanlari çalistirip onlara "Tanrilari" gibi davranan Nibiru sakinleri, yani "Annunakiler", Isa'dan önce 1600 dolaylarinda, aralarindaki sürtüsme ve kavgalarin da neden oldugu bir dizi karisiklik sonucu her seyi yüz üstü biraktilar ve dünyadan ayrildilar. Bir sonraki gezegen yörüngesi yaklasiminda, yani 3600 yil sonra geri dönmek üzere. Iste Sitchin'in teorisi bu. Hemen belirtelim, bütün "akildisi" görünümüne karsin, Sitchin'in uydurdugu bir düsünce zinciri degil bu. Her sey, ünlü dilbilimcinin birer birer desifre ettigi 5000 yillik Sümer tabletlerinin çevirisine dayaniyor. Dahasi, Sitchin'in anlattiklari, Tevrat dahil bütün eski dini kaynaklarin Sümer mitolojisinden esinlendigi yolundaki arkeoloji ve Sümeroloji görüslerini destekliyor. Simdi gelelim isin bizi ilgilendiren kismina: Eski Sümer metinlerinde Nibiru gezegeninin çok büyük oldugundan, 3600 yilda bir dünyanin yakinina gelip sonra yine uzaklara dogru yöneldiginden söz ediliyor. Bu dönemlerle ilgili anlatilanlar, hayli çarpici. Ünlü Sümer yaratilis destani Enuma Elis'te, Nibiru geldigi sirada dünyada olanlardan söz ediliyor ve Tanrilarinin gezegeni yaklasirken, dünyanin büyük depremlerle ve sellerle, kasirgalarla sarsildigi anlatiliyor. Sitchin'e göre bu, kütlesi ve dolayisiyla çekim etkisi son derece güçlü bir gezegenin ani yaklasiminin dogal sonuçlari.
    Diger yandan, 1930'lardan bu yana, Günes Sistemi'nde bir onuncu gezegenin varligi arastirilip duruyor. Altmis dokuz yil önce, Neptün gezegeninin yörüngesindeki sapmalara bir baska gezegenin yol açabilecegi üzerinde durulmus ve arastirmalar sonucu Pluton gezegeni kesfedilmisti. Ama bir süre sonra Pluton'un çok küçük bir gezegen oldugu ve Neptün gibi bir devi etkileyemeyecegi anlasilinca, yeni arayislara yönelindi. 1999, bu anlamda oldukça ilginç bir yil: Ilk kez 1983'te elde edilen somut bulgular, geride biraktigimiz aylarda kesinlik kazanmaya basladi. Art arda iki önemli astronom, yeni bir gezegen olma ihtimali yüksek, Jüpiter büyüklügünde bir kütleye sahip, çok uzun ve eliptik bir yörünge çizen, dev bir gök cismi kesfettiler. Üstelik bu gök cismi, rastlantiya bakin ki eski Sümer metinlerinde anlatildigi gibi Orion takimyildizinin hizasinda belirmisti!
    Incil'in son bölümü olan "Vahiyler" (Revelation), diger bölümlerden farkli ve kopuk duran, ilginç bir anlatim üzerine kuruludur. Ilahiyatçilarin üzerinde hala anlasmaya varamadiklari bu bölümde, Yuhanna'nin "vizyon"larindan söz edilir. Bunlar, "mahser günü" fantezileridir ve simgelerle doludur. "Kuzu'nun isleri" olarak da bilinir. Buna göre, "hesap günü" yaklastiginda kuzu, sirasiyla "7 mühür" açar. Her mühür açilisinda, dünyada bir baska felaket olur ve kötüler cezalandirilir. Yine Sitchin'e dönersek, Nibiru Pluton'un gerisinden günes sistemine dogru yaklasirken, dünyaya varana dek sirasiyla alti istasyondan geçer; dünya yedincidir! Bu "istasyon"larin her birine vardiginda da, dünya üzerindeki çekim etkileri artar ve siddetli sonuçlar yaratir.
    Simdi, eski Sümer metinlerini, Sitchin'in teorisini, Incil'deki ne oldugu çözülememis "Vahiyler" bölümünü ve modern astronominin "yeni gezegen" bulgularini bir araya getirip son alti ayin yogun depremlerine uyarlarsak, çok ilginç bir resimle karsilasiyoruz: I.Ö 1600'da dünyadan uzaklasan Nibiru, 3600 yillik yörüngesini yaklasik 2000 yili dolaylarinda tamamliyor - birkaç yillik sapmayla 2003 ya da 2004 olabilir. Deprem ve kasirgalar da dünyayi giderek artan bir tempoyla çalkaliyor. Incil'de Isa'nin 2000 yil sonra geri dönüsüne iliskin fantezilerin eski Sümer metinlerindeki bilgilerden (ve Misir kaynaklarindan) geldigi, bunun bilinen bir "astronomik konum"u isaret ettigi dogru olabilir mi? Ne dersiniz, "Kuzu" mühürleri birer birer açiyor olabilir mi

  2. # ADS
    Circuit advertisement
    Bağlantı Tarihi
    Always
    Mesajlar
    Many
     

  3. #482
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    KURT DELiKLERi VE ZAMAN KAVRAMI

    Profesör Stephen W. HAWKING, The Physics of Star Trek (Uzay Yolculugunun Fizigin adli yeni bir kitaba yazdigi ön sözde zamanda yolculugun mümkün olabilecegini söyledi.
    Zamanin iki ya da tek yönlü bir yolculuk olup olmadigi konusu, Aziz Augustin'in "zaman geçici bir sey midir, yoksa her zaman mevcut olmus mudur?" sorusunu ortaya atmasindan bu yana 1500 yildir insanlarin kafasini kurcalamayi sürdürüyor.
    Bundan 100 yil önce H.G.Wells, The Time Machine (Zaman Makinesi) adli romaninda bu konunun fizikçilerce arastirilmasini önermisti. Mekanda (gerçekte mekan-zaman ya da uzay-zaman) istenen yönde yolculuk yapilabildigine göre, acaba zaman içinde de istenen yönde seyahat edilebilir mi problemi teorik fizikçilerin zihnini kurcaliyor.
    Cambridge Üniversitesi'ndeki Isaac Newton kürsüsü profesörü Stephan Hawking, daha önce, eger evrenin genislemesi sona erer ve küçülmeye baslarsa, zamanin geriye dogru isleyebilecegi fikrini ortaya atmisti.


    Ama bu nasil bilinebilirdi? Çünkü, bu takdirde, düsünce de geriye dogru isleyecekti. Fakat 1980'lerin sonunda, Hawking'in Zamanin Kisa Tarihi adli, yalnizca ciltli baskisi 6 milyon satan kitabin ilk yayinlandigi sirada, tartismalar kizismaya basladi. Hawking yalin ve kati kabullerle zamanda yolculuga izin vermiyordu. Uzayda evrenin çesitli parçalarini birbirine baglayan "solucan delikleri" vardi. Kafalari karistiran da bu de Worm Hole'lardi zaten.
    Hawking'in California Institute of Tecnoloy'deki dostu Kip Thorne 1194'te yayinlanan Kara Delikler ve Zaman Bosluklari adli kitabinda, genel relativiteye iliskin öndeyimlerin, uzaydaki bir solucan deliginden zamanda seyahat etmeyi mümkün kildigini öne sürdü. Ancak bunun için deliklerden birini açik tutmak ve buradan bir insani geçirmek gerekecegini yazdi. (Aslinda Philedelphia Deneyi'nde bilinmeden bir kurt deligi açilmis ve savas gemisi bu deligin içinden geçerek...)
    "Solucan Delikleri", Einstein'in varligini öngördügü, varsayimsal uzay bosluklaridir. Eger uzayda bosluklar varsa, zamanda da bosluklar olmaliydi. Ne var ki bu bosluklar atomdan milyar kere daha küçük ve hayal edilemeyecek kadar kisa süre ile varoluyor. Dolayisiyla, bu bosluklardan birini yakalamak, açik tutmak ve insanin geçecegi kadar genisletmek hayli güç olabilir.
    Baska bir bilim adami, Princeton Üniversitesi'nden Richard Gott'a göre de, evrenin baslangici olan patlamadan, Big Bang'den arda kalan, sonsuz uzunlukta ve hayli gizemli seyler olan "kozmik ipliklerden" ikisi alinip ayni hizla birbirlerinin yanindan geçmeleri saglanirsa, teorik bir zaman makinesi yapmak mümkün olabilir.
    Kurt delikleri "sonsuz ihtimali" temsil eder. Bizim bildigimiz uzayin ötesindir. Sonsuz tünel burada üst üste labirent gibi yumak gibi dolanir. Onlarin içinde zaman yoktur. Imkansiz ve zamansiz bir bölgedir.
    Bu atomalti tüneller sayisiz tanedir. Boylari uzar, kisalir, birbiri üzerine dolanan solucanlar gibi hep kipir kipirdir. Birbirlerine hiç dolasmayan 10E-33 cm'lik hortumlardir. Ve her an heryerdedirler. Salinimlariyla maddeye can verirler. Worm Hole'larda zaman olmadigi için dün ve yarin, en uzak ve en yakin, en büyük ve en küçük beraberdir. Zamanin ve mekanin ötesindedirler. Tünellerin kurgusu Geometrik-Dinamik denen iki yasayla yönetilir. Kipir kipir kaynayan bu geometrik biçim, dinamiktir. Tipki Windows'taki egriler ve renkler adli ekran koruyucu gibi. Döner, sallanir, uzar, kisalir, zamansizdir, dinamiktir. Philedelphia Deneyi'nde bu bölgeyi görmeleri muhtemel tayfalarin gözlerindeki dehsete ve saskinliga sasirmamak gerekir. Bu tüneller zaten imkansizi temsil ettikleri için her türlü garabete neden olabilirler. Telepati'den rüyalara, ilhamdan isinlanmaya kadar çözemedigimiz herseyin sebebi olabilirler.

    Kurt delikleri hakkinda bu yazilanlardan sonra bir de sunu okuyun;
    Misir Piramitlerinde Bulunmus Bir Yazi :
    "Ey Insanoglu; bu parsomende yazili olanlari iyi oku
    Oku; burada varolmadigin günleri bulacaksin,
    Eger Tanrilarin bahsettigi bilgelige sahipsen...
    Oku çocugum; çok uzaklardan sana henüz ulasan
    Geçmis ve gelecegin sirlarini oku...
    Insanoglu ebediyetten bugüne kadar sadece burda yasamadi.
    BIRÇOK YERDE, ZAMANDA. DÜNYADA YASADI.
    Herbirinin arasinda karanlik perdesi var.
    VE SIMDI KAPILAR AÇILACAK VE BASLANGIÇTAN BERI VAROLAN
    TÜM KARANLIK TÜNELLER AYDINLANIP; GÖRÜNECEKLER;
    Inancimiz bize SONSUZ YASAMI ÖGRETTI; simdi ebediyeti
    SONUN VE BASLANGICIN OLMADIGINI ANLADIK
    Bu bir SONSUZ DAIRE... Çember yasasina göre;
    eger bir sey dogruysa hersey dogrudur.
    YARATICI çesitli sekillerle yüzünü gösterdi.
    ASLINDA O, BIRDIR. ISTEDI KI; TEK BIR TANRI olarak bilinsin.
    Henüz hersey yanlis.
    GÖRÜNMEYEN ZAMANLARIN KUDRETI RUHLARIN TÜMÜNÜ BAGLAYACAK
    DÜNYA ÖLDÜGÜNDE; SONA GELDIGINDE VE BU ARADA BÜTÜN AYRI
    GEÇMISLER ONLARA AÇIKLANMIS olacak."
    Peki buna ne diyeceksiniz? Misir Tanrilarindan Horus'a ait:
    "Yildizlarin kararip, düstükleri dev kuyular gördüm

  4. #483
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    ZAMAN CUKURUNA DÜSEN iNSANLAR

    Dikkatli olun,özellikle tarihi yerleri gezerken, siz de iki ingiliz ögretmen gibi bir zaman çukuruna düsebilir ve yüzlerce yil öncesine geri dönebilirsiniz, yada inanilmaz bir gelecege ...
    Petit Trianon olayi literatürün en çarpici olaylarindandir...


    Paris'e gitmek siradan bir olay degildir, zira karsinizda çagin simgesi betometalik bir megapol yoktur, yüzlerce yillik bir uygarligin ta kendisini içindeymis gibi yasarsiniz, sanki los bir sokak arasindan Kraliçe'nin silahsörlerinden birisi birden önünüze çikiverecektir veya gizemli bir kalenin buram buram ani kokan kuytu bir kösesinde insanligi biçimlendirecek düsüncelere dalmis bir siluet hala oturmaktadir. Ya da, Galya güzelligini simgeleyen bir kadin Romalilar'dan Naziler'e kadar uzanan bir direnisin isyankar bakislarini gizleyerek, sarap kadehinin ardindan arkanizda duran bir hayaleti süzmektedir. Kisacasi Paris, aynen Delhi, ?stanbul, Bagdat, Dublin veya Roma gibi bir gil^em ve nostalji demetidir, iste gizem denen sözcük de, konumuzun ta ken|disi. Paris'e gidince hele ilk gidiyorsaniz ve zamaniniz varsa Versaîlles Sarayi'ni görmeniz gereklidir, inanilmaz bir ihtisamla, varaklarin aralarinda hala sakli olan entrika kokularinin asaletle bulustugu yerdir orasi. Gezerken ister istemez, kiliginizin degistigini ve davranislanizin etkilendigini hissedersiniz.
    Bir saray gezisinin baslangici
    Günümüzden 95 yil evvel, 1901 yilinin Agustos ayinda sicak bir Ögle sonrasinda iki orta yasli ingiliz Ögretmeni tatillerini geçirmek için geldikleri Paris'te Versailles'a gitmeye hazirlaniyorlardi.Miss Anne Moberley ve Miss Eleanor Jourdain tarihe merakliydilar, kente geldikleri andan beri Fransa'nin simgesi olan Saray'a gitmeye can atiyorlardi. Ne Moberley, ne de Jourdain daha sonra Saray'i gezip, Aynalar Satonu'na geçerlerken birazdan yasayacaklari olay yüzünden tarihe geçeceklerini akillarindan bile geçirmiyorlardi. Salonun açik pencerelerinden çiçekli bahçeler içindeki Petît Trianon Sarayi uzaktan gözüküyordu.
    Bu küçük saray, XV. Louis tarafindan yazlik olarak yaptirilmis ve sonra da XVI. Louis tarafindan da Kraliçesi IVlarie Antoinette'e verilmisti.iki ögretmen Küçük Trianon'u görmeye karar verdiler ve çiçeklerle dolu yemyesil yola düstüler, yanlarinda bir rehber veya simdiki gibi yollari gösteren isaretler o zamanlarda henüz yoklu. Yolu bilmiyorlardi ve pencereden uzakta gözüken saraya dogru tahmini olarak gidiyorlardi. Agaçlarin gölgeleri arasinda ilerlerken yapayalnizdilar, bir kez yol degistirdiler, Miss Jourdain bir ara agaçlarin içinde duran beyaz giysili bir kadin gördü, yolu sormayi düsünürken arkadasinin aldirmadan yürüdügünü görünce sesini çikarmadi. Jourdain sonralarda, arkadasinin böyle bir kadini görmedigini Ögrenecekti. Yürürlerken arada bir ingiltere'den ve dostlarindan söz ediyorlardi. Saga döndüler, bazi küçük yapilari geçtiler, birden bunlardan birinin kapisi açilarak iki adam disari çikti. Giysileri bir tuhafti, iki kadin da adamlarin bahçivan olduklarini tahmin ettiler ve yollarina devam ettiler, adamlar onlarla hiç ilgilenmeden aralarinda konusarak önlerinden geçip gittiler, iste tam o anda Moberley garip bir sey oldugunun farkina vardi;
    adamlarin sesleri duyulmuyordu.




    Elanor Jourdain 'in Petit Trianon'da yasadigi olay zaman çekmeceleri ile açiklanmakta

    ZAMAN ÇEKMECELERiNDE KAYBOLABiLiRSiNiZ,
    Fransiz arastirmaci ve yazar Jacques Bergier'e göre, zamanda yolculuk, fizikle ruhçulugun birlestigi bir bilim çizgisinde açiklanabilir. Ve su ana kadar da bilim., zamanin oyunlari hakkinda yeterince ipucunu bize vermistir. Üzerinde durmamiz gereken en önemli konu, "Zaman çekmeceleri "dir. Bu çekmecelerde zaman parçaciklari son derece hizli dönüsüm içindeler ve o zaman gözlemciye göre çok daha agir ilerler. Bu sonuç, normal zamanda hemen yok olan parçaciklarin, çekmecedekilerden daha farkli oldugunu kanitliyor. Kisacasi zamanda yolculuk için çok büyük bir enerji gerekmektedir ve bu enerjinin niteligi ve kaynagi henüz belli degildir. Ama, bilimin gelecegi umut vaadt etmektedir. Bergier'nin yorumu ilginçtir, zaman çekmecelerinden Hawking de söz etmekte, ama çekmecelerin nasil ve neden olustuktan bilinmiyor. Bilinen tek bir sey var, iki ingiliz ögretmenin basina gelen olayin tek olmadigi. Benzeri birçok olay daha yasanmistir. Versailles Bahçeler'inde yasanan olay, akan zamanin içinde kalmis resim gibi görünüyor ama üç boyutlu, gerçek bir resim bu, hatta içine girebiliyorsunuz. Hani bilgisayarinizda silinmemis programciklarin birden karsiniza çikmasi gibi... Moberley ve Jourdain, anilarinda olayin basladigi anda havanin bir garip oldugunu, son derece agirlastigini ve hatta ozona benzer garip bir kokunun var oldugunu yaziyorlar. Bütün bunlar bilinmeyen veya henüz niteligini fark edemedigimiz bir enerjinin habercisi olabilir mi? Böyle bir ortami, her an yasamak mümkün,nasil mi? iste bunu bilmiyoruz. Galiba, çok yogun, unutulmaz ve kalici olaylarin yasandigi yerler, Zaman Kaymalari için uygun yerler olabiliyorlar...

    Üç boyuttan, iki boyuta düsüs...
    Daha da garibi, adamlarin uzun at kuyrugu saçlari, yesil giysileri ve üç köseli sapkalari vardi, iki ögretmen giden adamlarin ardindan bakarak, bunlarin turistler için özel giydirilmis figüran olduklari sonucuna vardilar. Simdi tam karsilarinda küçücük bir kulübe vardi ve önündeki tahta bankin üzerinde bir adam oturuyordu. Yüzü karanlik ve çirkindi, kafasinda genis sombrero tipi bir sapka, üzerinde özenti giysiler vardi. Önünden geçtiler, adam hiç bakmadi, uyuklar gibiydi. Tam o anda arkalarindan gelen ayak sesleri üzerine dönüp baktilar, yol bostu ama hayir Miss Jourdain için bostu çünkü Moberley orada duran bir adami görüyordu. Sonralari "Tam bir centilmen havasi vardi, uzun boylu, iri ve koyu gözlü, parlak dalgali siyah saçlari vardi. Genis üç köseli soylu bir sapka giymisti...Ve garip bir sekilde gülümsöyordu...Sonra eve dogru ilerlemeye basladi..." diye anlatacakti.

    Adam dönerek onlara dogru bakti ve sanki kiyafetten çok garipmis gibi yukardan asagiya süzerek tekrar gülümsedi ve hafifçe egilerek selamladi. Moberley ve Jourdain ilerledikten sonra tekrar baktiklarinda hiç kimse yoktu. Arkalanndan gelen ayak seslerini her ikisi de duyuyordu. Artik panige kapilmislar ve bir an önce oradan uzaklasma çabasina girmislerdi. Ayni yoldan geri dönmemeye karar verdiler, yola devam edip, Küçük Trianon'u ziyarete gelen baskalarina ulasmayi düsünüyorlardi. Çevrede garip bir atmosfer vardi, sanki derinlik yok olmus ve iki boyutlu bir resme bakar gibiydifer. Tam bir panige düsmüsler ve kosmaya baslamislardi, o korkunç yüzlü adamin arkalanndan geleceginden korkarak, nefes nefese kosuyorlardi

    Korku sona eriyor;
    Neolmustu?
    Derken yol küçük açikliga ve minik bir dereyi asan köprüye ulasti. Hemen karsilarinda küçük bir kir evi ve evin yanindaki yesil alandabulunan küçük çardakta oturan bir kadin vardi, bir digeri de onun önüne yere oturmus, bakiyordu. Oturan kadin bir gergefte is isliyordu, yerdeki ise adeta tapinir gibiydi. is isleyen kadin çok genç degildi, saçlari basinin üstünde beyaz bir kurdele ile toplanmisti. Yüzü belirgin bir anlam tasiyordu ve etkindi. Moberley ve Jourdain biraz ötede durup baktilar, yerde oturan kadin hiçkiriyordu ve her ikisi de açikça duydular. Miss Jourdain ne oldugunu ve eve girip giremeyeceklerim sormak istedi. Ama birdenbire önlerinde hiç kimsenin olmadigini fark ettiler, daha büyük bir korkuyla evin arkasina dogru gittiklerinde karsidan genç bir adamin oradaki daha küçük bir kulübeden çikarak onlara dogru geldigini gördüler ama artik duracak halleri yoktu. yalniz adamin sanki bir eglenceye gider gibi neseli ve giyimli oldugu izlenimine kapildilar. Ve birden karsilarindaki patikanin altinda ana yolu gördüklerinde artik kosmaktan bogulmak üzereydiler. Yola vardiklarinda çevrenin sanki daha aydinlandigini ve yolda Saray'a gelip giden kendilerine benzer insanlarin bulunduklarini gördüler. Gariplikler bitmisti ama her ikisi de tükenmislerdi, hiç konusmadan kendilerini otellerine attilar.

    Kabus tekrarlaniyor...
    O günden baslayarak bir hafta boyunca Jourdain ve Mobertey sürekli olayi tartistilar ve Miss Moberley oturup tüm olanlari yazdi. Jourdain de arkadasinin israriyla ayni seyi yapti ve sonra oturup karsilastirdilar, ayni olayi küçük gözlem farklariyla yasamislardi. Moberley, birden arkadasina "Küçük Trianon'un hayaletli veya tekinsiz olduguna inaniyor musun?" dedi, Jourdain ayni düsüncedeydi. Ve sonra ingiltere'ye geri döndüler, üç ay sonra yeniden bulustuklarinda ki ayri kentte çalisiyorlardi, tekrar olayi karsilastirip tartistilar. Bir hayali kollektif olarak yasadiklarini açiklama haline getirmeye çalisiyorlardi. Ve sonuçta, arastirma yapmaya karar verdiler, ilk olarak ingiltere'de yasayan Parisli bir arkadaslari Jourdain'in aklina geldi, çünkü adam Versailles'liydi. Arkadaslari daha sözün basinda, bir kez kendisi de dahil olmak üzere Versailles bahçelerinde Kraliçe Marie Antoinette'nin pembe bir elbise ve basinda beyaz bir kurdele ile birçok defa görülmüs oldugunu anlatti, iyice heyecanlanan iki kadin olayi anlattiktan sonra tekrar Versailles'a dönüp arastirma karar verdiler, iste bundan sonra olay patladi demek mümkün; Jourdain ocak ayinda tekrar ama bu kez yalniz olarak Paris'e gitti ve tüm cesaretini toplayarak Versailles'a girdi ve ayni yoldan ilerlemeye basladi. Bu kadari da fazla diyeceksiniz ama Kaptan Scott da 9 defa kutba gidip, sonunda ille de orada neden öldü dersiniz?

    Top oynayan kadinlar
    Evet, Jourdain ayni yerdeydi, yapilar ve yollar ayniydi ama farkliydilar. Yani ayni yerde ayni yapi vardi ama biçimi degisikti, mesela pencereleri, pancurlari baskaydi. Ya da köprü çok daha degisikti, taslari ve rengiyle. Tam köprüyü asip, isminin Hameau oldugunu ögrendigi eve geldiginde yine o garip duyguya kapildi ve birden karsisinda yine o kadinin ama bu defa yaninda birkaç kadinla beraber topa benzer bir seyle oyun oynadigini gördü. Sonra görüntüler kayboldu, Jourdain artik korkmuyordu, meraki korkusunu asmisti. Biraz ötede bir arabaya uzun odunlar yükleyen tünikli ve üç köseli sapkali iki adam vardi, oraya dogru giderken tekrar dönüp Hameau'ya bakti ama Önüne döndügünde araba ve adamlar yok olmustu. Agaçlar arasinda bir cep saatine bakar gibi duran adam, ipek elbiseli bir baska biri, uzaktan gelen kalabalik insan sesleri ve çalinan bir müzik Jourdain'in yasadigi ve gördügü diger olaylardi. Ama ögretmen daha önceki gelisinde yasadigi korkutucu duygulara pek kapilmamisti. Artik çok fazla merak ediyordu, neler oluyordu? Ve niçin bu gariplikler onlarin basindan geçmisti?

    Gizemi çözen çardak bulunuyor...
    Bu ziyaretten sonra ikisi de defalarca Versailles'a gittiler ama bir daha hiçbir olay yasamadilar. Müzelere, uzmanlara gittiler, Saray'in planlarini incelediler, 1790'larin giyimlerini arastirdilar. Hemen her sey uyuyordu ama küçük farklar vardi, mesela bahçivan sandiklari adamlar kimdi? Çünkü o dönemlerde yesil giysi giymek sadece soylularin hakkiydi. Olay artik duyutmustu, herkes iki kadini merak ediyor ve olanlari tartisiyordu. Derhal karsit görüsler çikti ve hayalcilikle suçlandilar, iste bu suçlama olayin dügüm noktasi oldu. En önemli detay Marie Antoinette oldugundan artik kesin emin olduklari kadinin oturdugu çardakti...

    Çünkü böyle bir çardak yoktu ve bulundugu île ilgili hiçbir kayit da yoktu. Eger bunu kanittayabilirlerse dogru söyledikleri anlasilacakti. Mobertey çardagin Çin tarzini animsattigini söylüyordu, bir sürü arsiv arastirdilar, derken "Revue de Paris" dergisinde Leon Rey imzali bir yazi buldular, Trianon yolundaki Kraliçe'yi Önünde gördükleri küçük yapilara "Jeu de Bauge" dendigini ögrendiler ve Kraliçe'nin "Jeu de Bauge"sini (1774 yilinda Kraliçe'nin bahçivani Antoine Richard yapmisti. Öyleyse çardagin planlarinida o çizmis olabilirdi. ipucu bulunmustu ve ilgili arsivde planlar bulundu, çardagin tipatip anlatildigi gibi çizimleri vardi ve Antoine Richard tarafindan yapilmisti. Ayrica aynen anlattiklari gibi patikalar, evin önündeki teras, koruluk alan planlarda görülüyordu. iki ögretmenin yalanci olduklarini iddia edenler, kuskucular artik susmuslardi. Ama Moberley ve Jourdain ölünceye kadar bikmadan olayi arastirmaktan vazgeçmediler.

    Manyak bir kontun tutkusu mu?
    Eski bir tarih kitabinda kendilerine bakip selam veren adamin resmine rastladilar, adam Kraliçe'nin yakin dostlanndan olan Vaudreîl Kontu 'ydu ve bu yüzden idam edilmisti. Evin önündeki uyuklayan çirkin adam da tanimlandi, Kraliçe tutuklandiginda ona gardiyanlik yapan kötü ünlü bir ihtilalciydi. Ama bu çok sonra oldu, artik iki emekli ögretmen olan kadinlar 80 yaslaria geldiklerinde, yani 1940'larda. Yasadiklarini bir kitap haline getirip "Bir Macera" adiyla 1911' de yayinladilar. Ve herkes gibi onlar da birgün yasamdan ayrildilar. Hikaye burada bitti mi? Hayir pardon bir eksik var. 1976'da ?ngiliz Arkeolog ve Yazar Joan Evans kamuoyuna bir açiklamada bulunarak olayin çözümünü buldugunu söyledi. 1900'lerde Paris sosyetesinden olan Comte Robert de Montesquieu Versailles'de oturuyordu. Kont soylu olmasina ragmen hirsiz ve katil olarak ün yapmisti. Kont'un Versailles'a ve Louis dönemi Fransasi'na tutkusu büyüktü, adamlar tutuyor, onlara eski giysiler yaptirip, giydiriyor saray bahçelerinde alemler yaptiriyor ve gelenleri korkutup bundan zevk aliyordu. Evans tanik olarak da Kontun eski sekreteri olan Gabriel Yurri'yi gösteriyor ve çekilen bir resimde ayni yerde görünen giydirilmis iki adamin o yillarda çekilmis fotografina dikkat çekiyordu. Evans'in açiklamasi ilgi gördü ama çözüm olamadi... Çünkü bu açiklama, ne ögretmenlerin bilemeyecekleri seyleri anlatmalarini, ne de dogru çikan tariflerini açiklayabiliyordu. Hameu'daki çardagi kötü Kont da bilemezdi, bilse bile öyle bir yapi artik yoktu. Gizem sürüyordu.

    Petit Trianon'da yasanan olay gerçekten düsündürücü, yolunuz düserse siz de oradan, o küçük köprüden geçin, o Çin tipi evin önünde durun, kimbilir belki siz de orada olmayan bir çardakta oturan ve kendisi için aglayan kadinin önünde is isleyen bahtsiz Kraliçe'yi görebilirsiniz. Bu asla yasalarini anlayamadigimiz zaman faktörüne özgün bir kayma ise belki de onu, feci sonu için uyarabilirsiniz, çabuk kaç diye...Fakat acaba senaryosu yazilip, çekimi bitmis bir yasamin geçmiste kalan çizgisi degistirilebilir mi? Versailles Bahçeleri Paris'te ama benim aklima hemen yanibasimdakiler geliyor.

    ister istemez düsünüyoruz; acaba Çankaya bahçesinde Atatürk geçmis' te oldugu gibi inönü ve Bayar'la dolasip hala tartisiyor mu? Veya Topkapi Sarayi'nin biraz da ürpertici bahçelerinde Sultan ibrahim hala olmayan baliklara altin atiyor mu? Yoksa Harem'in karanlik köselerinde Valide Sultan hala celladi Kusçu'nun perde ipiyle kendisini kovalamasindan kaçmaya mi çalisiyor? Ve bir de merak etmemek elde degil, acaba Fatih Sultan Mehmet hala atini gittikçe yok olmakta olan istanbul surlarina sürüp, "Ne ettiniz de bu güzel sehri böyle perisan ettiniz, kim yapti bunu, tez söyleyin, nerdesin bre cellat?" diye duyulmayan sesiyle haykiriyor mu? Biz bilemiyor, duyamiyor ve göremiyoruz ama hissediyoruz. Kimbilir belki de sizlerin arasinda da Moberley ve Jourdain gibiler vardir, onlari görüyor ve duyuyorlardir...

  5. #484
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    RASTLANTILARIN MATEMATiGi

    Eszamasal olaylar gûncel yasamin içinde ya fark edilmezler, yada rastlanti olarak geçistirilirler.Yasanan bir olay, verdigimiz bir karar çogu zaman dev bir olaylar zincirini olusturup, bir çok insanin yasamini etkileyebilir.iste Eszamansal Olaylar...
    Ünlü Oscar ödüllü aktör Alec Guiness çok dakik olmasiyla taniniyordu. Normalde çalar saatinin çalmasindan birkaç dakika önce uyaniyordu. Çalistigi ve Londra'da kaldigi pazar günlerinde sabah 8:00'deki ayinde olabilmek için saat 7.20'de kalkiyordu, ayinden sonra da saat 9:50'de oturdugu yer olan Petersfieid'e giden trene yetisiyordu. Nasil olduysa oldu, bir pazar günü uyanamadi. Karanlikta odadaki saati 7.20 olarak gördü ve alelacele giyindikten sonra westminister Kathedrali'ne yetisti. Ayin basladiginda oradaki insan toplulugunun normalden fazla oldugunu fark etti. Vaazin ortasinda saatine bakinca saat 8:00 yerine 9:00 ayininde bulundugunu fark etti, bu nedenle de 9:50 treni yerine 10:50'deki trenle gitmeye karar verdi. Istasyona geldiginde, treninin geciktigini gördü. Normalde gittigi tren Londra'nin biraz disinda raydan çikinca ön vagon devrilmis ve kimseye ciddi bir sey olmamasina ragmen vagondaki yolcular hafif yaralanmisti ve Guiness trende ön vagonda oturmayi seviyordu. Arastirmaci Arthur Koestler, aktörün sadece bir saat yirmi dakika geç kalmadigim, ayni zamanda da saati de yanlis gördügünü belirtmekte. Eger bu böyle olmasaydi, belki ayine gitmemeye karar verebililir ve 9:50'deki kaza yapan trene yetisebilirdi.

    iste bu olay Eszamanlilik Olaylari için iyi bir örnektir. Böyle bir olaya nasil tepki verdigimiz bizde biraktigi etkiye bagli. Beynimize her gün milyonlarca bilgi ulasiyor ve bunlarin çok fazla olmamasi için beynin hangilerini ayiracagina karar vermesi gerekiyor. Yani beyin gelen bilgileri ayikliyor ve bir kismim siliyor. Bu yok etme süreci içersinde kimbilir kaç tane Eszamansal Olay fazlalik diye atiliyor. Örnegin zihnin bir oyunu, bir dil sürçmesi veya bir bakis gibi.

    Tekrarlara dikkat edin...
    Günlük yasam akisi içinde Eszamansal Olaylar'in temel fonksiyonunu genelde fark etmeyiz. Kazalar ve rastlantilar olabilir diyerek, Eszamansal Olaylar'in hayatimiza olan kalkisim görmemezden geliriz. Olasilik yasalanna dayanarak, eninde sonunda olacak seyler olduguna dair kararlar veririz. Er ya da geç, bizi gittigimiz yolda durduracak bir sey olur. Bir rastlanti fazla mükemmeldir, bazi sartlar çok fazla olumludur veya bir bulusma beklenmediktir. Mantigimizla anladigimiz için degil, hislerimizle fark ettigimiz için içgüdüsel olarak böyle bir olayin neden oldugunu sasirarak düsünürüz. Bir an bile olsa bütün bedenimiz tepki gösterir ve sasiririz. Ama o an çok önemlidir ve siradisi, mantigimizla açiklanilamayacak bir olayin tanigi oldugumuzu anlariz. Bir tehlikeye karsi uyarilmak veya müstakbel kurbanlari korumak, Eszamansal Olaylar için en çok örnek olarak gösterilirler. Bu olaylar bize koruyucu melegimizin oldugunu hatirlatir veya su düsünceyi uyandirir:
    "Tanrinin lütfü sayesinde buradayiz" Felaketten kil payi kurtuldugumuzun farkina varinca dilimiz tutulur.
    Dr. Jean Skinoda Bölen söyle yaziyor; "Bir kadinin oglu, latince dersinde bir saka yapmak istemis. Bu nedenle annesinden onunla birlikte silah dükkanina gelip, orada birkaç sahte fisek satin almasi için imza atmasini rica etmis. Eve gelirken yanan bir arabanin yanindan geçmisler, kaza daha henüz olmus. O gün ögleden sonra evdeki kahve makinasi ocagin üstünde yanmaya baslamis ve söndürmeye çalismalarina ragmen ates, hafif de olsa yanmaya devam etmis. Daha sonra kadin televizyonda yanginla ilgili bir film seyredip, sürekli ates ve yangin tekrarlanmasinda bir anlam oldugunu düsünerek yatmis. Geceyarisi uyandiginda, bu yanginlarin ogl nu n planiyla bir ilgisi olduguna inanmis. Oglunu mantikli bir açiklama yapamamasina ragmen, planindan vazgeçmesi için ikna etmis. Latince dersi sürerken sinifin disinda inanilmaz bir patlama sesi duyulmus. iki çocuk fiseklerle oynarken, bir tanesi patlayip, çocuklardan biri elinden ciddi olarak yaralanmis."



    Jung ve Frenci Eszamanlilikla...
    Eszamansal Olaylar'in babasi taninmis psikiyatr Cari Gustav Jung'tur ve kendi yasadigi olaylar da çarpicidir. Üstadi Freud'u Viyana'da ziyaret ettiginde çok ilginç bir olay olusmustu. Öngörü ve Parapsikoloji hakkinda heyecanli bir tartisma içindeydiler. "Materialist ön yargisi" yüzünden Freud bu fikri saçma diyerek reddediyordu. Jung daha sonrasini kendi anlattv yor; "Freud konusurken bana çok ga'? rip bir sey oldu. Sanki gögsümün hemen alti demirmis gibi geldi ve kizgin bir ates gibi yaniyordu. O an yanimizda duran kitapliktan o kadar yüksek bir patlama sesi geldi ki, ikimiz de üstümüze bir sey düsecegi korkusuyla ayaga firladik. Freud'a, iste dedim, tam bir dis güç fenomenin örnegi. O da, bu saçmaliktan baska bir sey degil, diye cevap verdi. Ben, Öyle degil Bay Profesör, hatalisiniz, hakli oldugu mu ispatlamak için simdi yeniden öyle bir patlama sesi duyulacagini iddia ediyorum, dedim. Bu laflari söyler söylemez kitaplikta bir daha ayni olay tekrarlandi. Bugüne kadar, hala nasil bu kadar emin olmami ne sagladi bilmiyorum. Freud sadece saskin bir ifadeyle bana bakiyordu. Ne o anda ne de daha sonra o olayi bir daha onunla tartismadik."

    Altin böcek
    Bir baska olay, Jung'un çok zor bir hastayi tedavi ettigi sirada yasandi. Jung'a göre hasta, iyi egitilmisti ve mükemmel bir mantigi vardi. Ayni zamanda da düsünceleri kusursuzdu, gerçekçi savunumlan vardi. ikisi bir gün tedavi nedeniyle beraberdiler, hasta adam rüyasinda altin bir takinin eline verildigini anlatirken, birden bir sey cama vurdu. Disarida cama vuran bir böcek görülüyordu. Jung cami açti ve "Ziynet Böcegi" adi verilen böcegi yakaladi. Hastasina böcegi vererek; "Buyrun, takiniz burada." dedi. Bu olay hastanin entelektüel direnmesini kirdi ve tedaviye devam edilebildi.
    Eszamansal Olaylar'da hayvanlar önemli bir rol oynarlar ve ilginç örnekleri olustururlar. Jung'un inanci onlarin "Siradisi, uzaysal yönelmelerinin" zaman ve yer arasindaki ruhi bagliligi göstermekte oldugu dogrultusundadir. Bu söyle de açiklanabilir:
    Hayvanlarin dogada bulunduklari yere olan derin baglari, yasamlarinin mevsimsel olaylarla eszamanli olmasi ve çevredeki degisimlere karsi olan duyarliliklari, evrende fiziksel ve ruhsal bir iliskileri oldugunu kanitlamaktadir. Bir hastasmin hanimi Jung'a annesinin ve anneannesinin ölümünde, ölüm odasinin penceresi önünde bir sürü kusun toplandigimni anlatmisti. Kadinin kocasinin tedavisi bitmek üzereyken, Jung adamda kalp krizine benzer belirtiler fark ederek bir uzmana gönderdi ama kalp doktoru onun saglik açisindan hiçbir sorunu olmadigim belirterek geri yolladi. Jung'un hastasi eve giderken birden sokakta yigilip kaldi. Ölümcül durumda götürülürken, esi panik halindeydi çünkü kocasi doktora gittikten sonra bir sürü kus evlerinin tepesine konmustu. Dogal olarak kadin akrabalarinin ölümünde olan benzer olaylari hatirlamisti.
    Seytan yüzleri ve kokarca
    Dr. Bolen'in bizzat bulundugu bir ortamda bir hayvan çok önemli bir rol oynadi. Davetlilerden biri, çogu zaman gözlerini kapatinca seytana benzer yüzler gördügünü anlatti, içgüdüsel bir tepkiyle gördügü seylerden kaçabilmek için gözlerini hemen açiyordu. Tartisma bu yönde yapiliyordu, acaba bu bir red miydi? Psikolojik açidan yanlis mi yapiliyordu? Tartismanin ortasinda herkes bir hayvan pençesinin tirmik sesini duydu. Dönüp baktiklarinda cam kapinin arkasinda bir kokarca gördüler. Normalde kokarcalar insanlardan kaçarlar, burada ise içeri girmek için ugrasan bir kokarca vardi. Dr. Bolen'in kocasi sonradan kokarcanin, kadinin sorununa bir cevap oldugunu belirtti; "içeri girmeye çalisan kokarca hayalinizdeki seytan yüzleri gibidir. Kapiyi açmak büyük aptallik olur. çünkü kokarcayi içeri alirsak, bütün odayi kokutacaktir ve mecazen negatif enerjili seytan yüzleri de içeri alinirsa aynisi insanin iç dünyasinda olacaktir. Yani bilinçalti kokusup, bozulacaktir" iyi de, tam bu konu tartisilirken, kokarca orada ne aramaktaydi? iste Eszamansal Olay buydu.
    Bir eszamansal olayi yorumlamak, onu yasamaktan çok daha önemli. Semboller dogal olarak biçimlendirilebilir veya sekilendirilebilir, onlari anlamak ve daha sonra psikolojik esanlamina sokmak güç bir olay. Siyah bir kedinin yolumuzdan geçmesi ve on üç sayisinin ugursuz olmasinin disinda sembollerin ince dilinden hiçbir sey anlamiyoruz. Batil inançlanmizin ara sira bazi olaylar nedeniyle gerçeklesmesi bizi tatmin etmek için yeterli. Eszamanliligin sembol lisani, rüyalarda oldugu gibi, çok daha kompleks ve karmasik. Eszamansal olaylar bizi bilinçalti tabaninda ilgilendirdigi için hangi duygusal sartlar altinda olustugunun farkina varmamiz lazim, çünkü olay genelde ya bizi üzen bir olaydir ya da yasadigimiz bir seyin yorumlanmasidir veya resmidir. Bazen olayin anlami kokarcada gördügümüz gibi ortadadir ama bazen de anlami belirsizdir, örnegin Jung'un arkadasi yazar Laurens Van der Post'un hikayesinde oldugu gibi; "Jung'un hayat hikayesi hakkinda bir film yapiyordum. Son günde yapacagimiz çekim Jung'un eski evinde yapilacakti. Bütün sabah ve gün boyunca çalistik ve bütün bu zaman içersinde içimizde Jung'un bize yakin olduguna dair anlatilamayacak bir his vardi. Çok kuru ve sicak bir ögleden sonrasiydi, bazi dis çekimleri yapabilmek için Zürih'in en eski bölümüne gittik. Planimiz son çekim için aksama dogru yine Jung'un evine dönmekti. Zürih'den Kustnach'a giderken masmavi olan gökyüzü karardi ve aniden gök gürlemeye ve simsekler çakmaya basladi. Kastnach'a gelene kadar gök gürlemesi artmis, simsekler fazlalasmisti ve sakir sakir yagmur yagiyordu. Tam karneraya dönüp Jung'un ölümü hakkinda ve bir yildirimin geçmiste evin önünde bulunan onun en sevdigi agaca çarptigini anlatacagim anda simsek bahçede çaktik Ayni agaca yine yildirim düsmüstür gök gürlemesi o kadar yüksekti ki ürktüm ve bu ürkme, görünür bir sekilde filmde yer aldi."
    Jung ölümünü haber veriyor...
    Bay Van der Post bu deneyimin Jung'un ruhsal olarak yasamasina ait bir kanit oldugu düsüncesinde. Yasamin, zaman ve mekan ikilemi içinde sadece sekil degistirdigini varsay1 makta. Yorumu daha çok ruhsal vei| felsefi. Gök gürlemesine karsi gösterdigi tepkiyi ve o anin içinde yarattigi derin etkiyi anlayabilmek için, Bn, Post'un yillar önce yelken yapmak amaçiyla gittigi Afrika'da yasadigi bir olaya dönmemiz gerekiyor. "Uykusuz gecelerden sonra yorgun bir vaziyette kamaramda yalnizdim. Birdenbire kendimi karanlik bir vadinin içinde çiglarin düstügü suyla ve karla kapli daglarin arasinda buldum. Yakin bir felaketi hissediyordum ve sesimi yükselttigim an çiglarin üstüme yikilacagini biliyordum. Birden vadinin sonundaki dagin dorugunda, günes isigi içerisinde Jung ortaya çikti, birkaç hafta önce evimin kapisinda gördügüm gibi orada duruyordu. Elini sallayarak "görüsürüz" diye bagirdi ve sonra dagin yüksek tarafinda kayboldu. O anda uyandim, yorgunluktan dalip gitmistim, her sey bir rüyaydi ama çok etkiliydi. Ertesi sabah günesin dogmasiyla birlikte kalktim, kabinin perdelerim' kenara çekmistim. Disarda günesten kanatlari parlayan tek bir marti vardi, böyle bir seyi daha Önceki hiçbir gezimde görmemistim. Penceremin yanindan geçerken kafasini çevirdi ve dogrudan bana bakti. Birkaç dakika sonra ise, gemi garsonu bir tepsi üstünde meyve ve çayin yani sira geminin telsiz haberlerini getirdi. Bülteni okuyunca, Jung'un geçen ögleden sonra öldügüne dair yapilan açiklamayi gördüm. Vakti, uzakligi ve toleransi düsünerek, Jung'un ölümünün tam rüyama denk geldigini saptadim. Evet, dogruydu, Jung'u öldügü anda rüyamda görmüstüm ya da rüya benzeri bir yerde..."

    Kuskusuz o anin anisi ve duygulari Bn. Post'un yillar sonra Jung'un Bollingen'de olan evindeki çekim gününde hissettiklerinin temeliydi ve gök gürlemesi süphesiz Jung'un kendisine yakin oldugu duygusunun kanitiydi. Post'un anisi ve Jung'un varligim hissetmesi gök gürlemesini normal doga fenomeni olmaktan çikardi. Ama digerleri için bu sadece dogal bir olaydi. Biz bilgimize uyan olaylari görürüz. Dünyayi bize dogrudan ait olmayan, rastlantisal olarak ortaya çikan bilgilerin birikimi olarak görürsek, biz düsüncelerimizde bölünür ve herkesi kapsayan yasamsal bütünden kendimizi dislanmis hissederiz. Eger bilgimiz dünya ve kendimiz hakkinda bildigimiz sembollerin tüm içerigini kapsasaydi, sonsuz olurduk. Lauren Van der durumu, onun bir basit gök gürlemesiyle Jung'un ruhuna ve yasamin degiskenligine dogrudan bakmasini sagladi. Ama bütün Eszamansal Olaylar bu kadar dramatik ve sonuçlari bu kadar derin degildir. Sik sik Eszamansal Olaylarla karsilasan insanlarin ortak noktasi yasamin onlara sürpriz yapmasina izin vermeleridir. Kozmik Sakaci olaylarinda oldugu gibi...

    Masaj, ne anlatmak istiyor?
    Bizim dünyamizda her an yogun ve yorgunuz, bu nedenle garip raslantilari önemsiz ama nadir olaylar olarak geçistiririz. Böyle davranarak, bizim için önemli olan birçok olayi gözden kaçirabiliriz. Ya da garip bir olay bizi korkutarak yasamimizin tamamen degismesini saglar. Asagidaki olay çalisan bir kadinin basindan geçmistir;
    "Bir sanatçi olarak yasama baslamistim, ama maddi durumumu güvenceye almak için psikoterapist oldum. Basarili kariyerimi çocuk istegi yüzünden birakip sonradan sanata dönmeyi istiyordum. Ama her ne kadar bu degisikligi istediysem de maddi açidan bagimli olmam bunu gerçeklestirmeme engel oldu. Aylarca tereddüt içinde kaldim. Bir gün bir sempozyumu beklerken, birkaç yil önce çocuk sahibi olabilmek için isini birakan bir meslektasima rastladim. Çocugu okula baslamis ve kendisi de psikoterapist ve ögretmenlik görevine geri dönmüstü. Benim için bu karsilasma esrarengiz bir anlam tasiyordu, içgüdüsel olarak, bütün olmak istedigim seyin sembolüne rastladigimin farkina vardim. Etki o kadar büyüktü ki, hemen orada karar verdim ve daha sonra planlarimi gerçeklestirmeye basladim."
    Jean Bolen'e göre, böyle bir karsilasma, mesajin içerigini olayda saklayarak kadere evet dedirten bir duygu uyandirir. Hiç kimse tek bir olaydan anlam çikaramaz ya da hiçbir sembolün yorumu yoktur. Zit durumda olan bir baska kadin, ise dönüp dönmemeyi düsünürken, isine ve ögretmenlige geri dönen anneyi görünce kendi isteklerinin onaylanmis oldugunu görür. "Mesaj" sadece sembolde degil ona verdigimiz cevapta da bulunur. Büyük ölçüde mesajin düzeyi ve anlami için dogrudan sorumluyuz. Yasami degistiren geyik insana, yasamin temel degisiklikleri eszamanliligi baslatiyormus gibi görünüyor. Edebiyat ve Kelt Mitolojisi profesörü olan Laurie, ögretmenligi birakip hemsire ve ebe olarak bir kariyer yapmayi düsünmektedir. Bunun sifirdan yasama yine baslamak oldugunu bilmesine ragmen yasaminin yeni bir bölümünün baslamasi ona büyük bir heyecan vermektedir.
    Bir gece, disi bir geyigin önemli bir rol oynadigi bir Gal efsanesi üzerine konferans verdikten sonra, eve dönerken yol kenannda bir geyik görür. Hayvanin yarali oldugunu düsünerek arabayi durdurup, yavasça yaklasir. Hayvan, disi bir geyiktir, kadinin ona dogru uzattigi ele yaklasir ve ona bakar. Geyigin durumunun iyi oldugunu gördükten sonra Laurie arabasina döner. Ama geyik onu evine kadar takip eder ve Laurie'ye uzun gelen bir süreden sonra bahçe parmakliginin üstünden atlayip gecenin içinde kaybolur. Laurie o anda evin kapisma gelene kadar hemsirelik hayallerinden vazgeçecegine karar verir. Artik Kelt bölümünde doktora yapmasini gerekli görmektedir. Buna bir zamanlar baslamis ama çoluk çocuk sahibi olabilmek için vazgeçmistir. Mesaj gelmistir, bir yasam tümüyle degisecekken, geyik motifi içinde olaylar rayina oturtulur. Ama nasil ve kimin tarafindan? Sembollerin (özellikle bilinçalti semboller) insanlarin düsüncelerini daima zorlamistir. Belki de en yorucu olanlar Eszamansal sembollerdir. Bu nedenle hem durumun ayrintilarina, hem de bizim gösterdigimiz tepkiye önem vermemiz gerekir. Belli sartlar bizim içdünyamiza uyum sagliyorsa, iç güdüsel tepki göstermeye basliyorsak, soru disinda da bizden ne beklendigini biliyorsak o zaman Eszamansal bir seyin isbasinda oldugunu tahmin edebiliriz. Ve bu sayede evrensel bir drama katiliyoruz ve bu dramda da çok önemli bir rolümüz var, verdigimiz her karar, çogu zaman bizden baska birçok yasami etkilemektedir, hayal dahi edemeyecegimiz karmasik bir sistemle hepimiz sayisiz insanla bagimliyiz, etkiliyor ve etkileniyoruz. Bu da bize Farkindalik Gerekliligi ve Sorumlulugunu getiriyor. Farkindalik noktasina ulastigimizda, belki de artik kararlarimizi çok zor verebilecegiz, hatta sonuçlarini düsünmek bizleri belki de çok korkutacak.
    Kimbilir, Eszamansal Olaylar'i anlamak için henüz hazir olmayabiliriz de, ya da evrenin sirrini ögrenmeyi daha hak etmedik. Çünkü, Eszamansal Olaylar'in ardinda basit rastlantinin çok ötesinde evrensel gerçegin ta kendisi yatiyor olabilir.

  6. #485
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    GARiP APARTMAN

    23 Agustos 1980'de, New York'ta geceyarisi NBC kanalinda yayinlanan bir talk-show'da ruhçuluga merakli Alex Tanous'un söyledikleri aylar sonra gerçeklesecekti.
    Talk-Show yöneticisi Lee Spiegel'in amaci yetenekli gördügü insanlarla deneyler yapmakti. Spiegel NBC radyosunda yayinlanan 'Açiklanamayan Olaylar' adli programin yapimcisi olarak ün yapmisti. 73. Cadde'de bulunan Amerikan Ruhsal Dernegi önünde bir deney yapmak amacindaydi. Ayni caddede bulunan Dakota Apartmanlari ise ünlülerin oturduklari bir yer olarak taniniyordu. Spiegel, Tanous'la beraber apartmanlarin önünde durarak, gelecek birkaç ay içinde ünlülerin yasaminda nelerin olabilecegini sordu. Bir an düsünen Tanous, gözlerini kapadi ve konustu:
    "Bu sözlerim gerçeklesecek. Çok ünlü bir rock yildizinin zamansiz ölümünü görüyorum ve bu ölüm su andan itibaren her an gerçeklesebilir. Tekrar ediyorum, bu çok zamansiz bir ölüm ve garip bir yabanci onun ölümüne neden olacak. Bu ölüm sayisiz insanin bilincini etkileyecek, çünkü o kadar ünlü biri..."
    Bu talk-show 5 Eylül 1980'de yayinlandi; ancak 8 Aralik 1980 günü tekrarlanacakti; çünkü o gün dünyanin en ünlü müzisyenlerinden biri olan pop-star John Lennon, esi Yoko ile birlikte Dakota Apartmanlari'ndaki dairelerine dönerken, uzak bi eyaletten gelen psikopat biri tarafindan vurularak öldürüldü.
    Tanous, bahsettigi ünlü kisiyi kimin öldürecegi soruldugunda bir isim vermemisti. Ama yapimci aylar önce programi yayinladiginda, alti ünlü sanatçidan olusan bir liste okumustu ve listenin basinda John Lennon bulunuyordu.
    Bir sey daha var; korku sinemasinin en iyi örneklerinden sayilan ve basrolünü Mia Farrow'un oynadigi 'Rosemary'nin Bebegi' filminin çekimi sirasinda ard arda bir sürü ugursuzluk yasanmis ve oyunculardan bazilari sonradan psikiyatrik tedavi görmüslerdi. Ve bu film ayni yerde, yani Lennon'un vuruldugu Dakota Apartmanlari'nda çekilmisti...
    Katil sorusturmada Lennon'u neden vurdugunu bilmedigini söylüyordu. Tanous'un kehaneti gerçeklesmisti

  7. #486
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    120 MiLYON YILLIK"HARiTA"


    Bashkir'li bilimadamlarinin gerçeklestirdigi kesif , insanin tarihiyle ilgili geleneksel yapiya karsit bir sonuç ortaya çikariyor: Ural bölgesinin kabartma (rölyef) haritasini içeren 120 milyon yillik tas plakalar.
    imkansiz gibi görünüyor. Bashkir State Universitesinin bilimadamlari ileri derecede gelismis ve çok eski bir uygarliga ait kesin kanitlara ulastilar. Konu 1999 yilinda bulunan muazzam levha; bölgenin resmi, levha üzerine bilinmeyen bir teknoloji tarafindan tam olarak yapilmis. Bu gerçek bir kabartma harita. Bugünün ordularinda hemen hemen ayni tip haritalar kullanilmakta. Harita , sivil mühendislik çalismalarini içeriyor: yaklasik 12,000 kilometrelik kanallar sistemi, su bentleri, güçlü barajlar. Kanallardan çokta uzak olmayan baklava biçimli yerler görünüyor. Harita ayni zamanda bazi yazitlar içeriyor. Hatta sayisiz yazitlar. ilk basta, bilim adamlari bunlarin eski Çin diline ait oldugunu düsündüler. Daha sonra bunlarin hieroglyphic-syllabic (hiyoroglif-hece) sistemine dahil bilinmeyen bir dil oldugu fikrine sahip oldular. Bilim adamlari okumayi basaramadilar...
    “Daha çok anladigim, aslinda hiçbirsey bilmiyor oldugumdu,” diyor Bashkir State üniversitesinden fiziksel ve matematiksel bilim doktoru Alexandr Chuvyrov. Yani Chuvyrov sansasyonel bir kesif yapmisti. 1995 yilinda , profesör ve China Huan Hun'daki eski ögrencilerinden biriyle birlikte Eski Çin halkinin Sibirya ve Ural bölgesine göçleri ile ilgili hipotezi arastirmaya karar verdiler. Bashkiria dogru yaptiklari yolculuk sirasinda , eski Çin dilini içeren birkaç tas yazit buldular. Bu buluntular Çinlilerin göç etmesiyle ilgili hipotezi dogruluyordu. Yazitlar okunabiliyordu. Çogunlukla ticari kayitlar, ölüm ve evlilik kayitlarini içeriyorlardi.
    Yine de, 18.ci yüzyilda Ufa valisinin arastirmalar sirasinda aldigi notlarda vardi. 200 civarinda siradisi ,üzerinde çizimler olan plakalarin Nurimanov bölgesindeki Chandar köyü yakinlarinda oldugunu not etmisti. Chuvyrov ve meslektasi ilk önce bunlarin Eski Çin göçüyle iliskilendirmisti. 17 ve 18.ci yüzyillara ait arsiv notlari, Rus bilim adamlarinin Ural bölgesinde yaptiklari arastirmalarda, üzerinde isaretler ve kaliplar olan 200 beyaz plakayi inceledikleri ve 20.ci yüzyil baslarinda Arkeolog A.Schmidt'in birkaç beyaz plakayi Bashkirada gördügünden bahsediyordu. Bu bilim adamlarinin arastirmaya baslamalarina neden oldu. 1998 yilinda ögrencilerinden olusan bir ekiple birlikte Chuvyrov arastirmayi ilerletmeye karar verdi. Bir helikopter kiraladi, ve ilk arastirmayi plakalarin bulundugu söylenen yerlerde bir uçus gerçeklestirerek yapti. Buna ragmen, bunca çaba plakalari bulmaya yetmedi. Chuvyrov hayal kirikligina ugramisti ve hatta plakalarin sadece güzel bir söylence olabilecegini düsünmüstü.
    Beklenmedik bir sans. Chuvyrov'un köye yaptigi ziyaretlerden birinde, bölgesel tarim konseyinin eski baskani Vladimir Krainov, ( Schimidt daha önce Krainov'un babasinin evinde bulunmustu) kendisine gelerek “Tas plakalar için arastirma yapiyormussun? Benim avlumda birkaç tane degisik plaka var" diye söyler. Chuvyrov, "ilk önce, bu haberi ciddiye almadim" diyor. " Buna ragmen, gidip görmeye karar verdim. Tarihi tam olarak hatirliyorum: 21 Temmuz 1999. Evin sundurmasinin altinda , birkaç ezik ve kirigi olan bir plaka duruyordu. Plaka çok agirdi ve yerinden oynatamadik. O nedenle, Ufa kentine yardim istemeye gittim“ diye anlatiyor.
    Bir hafta içinde Chandar'da çalismalar basladi. Bulundugu yerden çikarildiktan sonra tas plaka boyutlari ölçüldü: 148 santimetre yüksekliginde, 106 santimetre genisliginde ve 16 santimetre kalinligindaydi. Yaklasik 1 ton agirligindaydi. Tahta çubuklar üzerinde kaydirilarak yerinden çikaridi. Bulunan seye "Dashka'nin tasi" adi verildi ve (Alexandr Chuvyrov'un torunu bir gün önce dünyaya gelmisti.) arastirma için üniversiteye götürüldü. Topraktan temizlendikten sonra, bilim adamlari gözlerine inanamadilar... "ilk görüs" diyor Chuvyrov " Anladimki bu sadece bir tas parçasi degildi, fakat gerçek bir haritaydi ve siradan bir harita degildi, üç-boyutlu bir haritaydi. Bunu kendinizde görebilirsiniz"


    “Bölgeleri nasil tanidik? ilk basta, haritanin çok eski olabilecegini düsünmedik. Büyük sans olarak, Bashkira'nin rölyefi milyonlarca yildir fazla bir degisiklige ugramamisti. Ufa zirvesini taniyabildik, Ufa kanyonu kanitlarimizda en önemli nokta oldu, çünkü jeolojik olarak arastirmalarimiz sonucunda bu plakanin çok eski bir harita oldugunu ortaya koydu. Çünkü kanyondaki yerinden çikarildiktan sonra, dogudan buraya tasinmisti. Bir grup haritacilik, fizik, matematik, jeoloji, kimya ve eski Çin dilleri konusunda uzman Rus ve Çinli arastirmaci , plakanin Ural Bölgesinin haritasini içerdigini, Belya, Ufimka ve Sutolka nehirlerinide kapsadigini buldular. Alexandr Chuvyrov gazetecilere tasi gösterdi. "Ufa kanyonu görünüyor -- Yer kabugundaki bu kirik, Ufa sehri ile Sterlitimak sehri arasinda uzaniyor. Tam orda Urshak nehri eski kanyon boyunca uzaniyor. " diyor. Harita 1: 1.1km ölçeginde yapilmis.
    Plakanin jeolojik yapisi belirlenmis durumda. 3 katmandan olusuyor. Taban 14 santimetre kalinliginda en saglam dolomiteden(1) (beyaz mermer), ikinci katman ise en ilginç olani, diopside(2) camindan yapilmisti. Modern bilim tarafindan bilinmeyen bir teknoloji ! Aslinda harita bu katman üzerine çizilmis. Üçüncü katman ise 2 milimetre kalinliginda kalsiyum porselenden yapilmis ve haritayi dis etkilerden korumakta.

    “Bu farkedilmeli" diyor profesör " rölyef eski çag tas oymaci tarafindan yapilmamis. Bu imkansiz. Bir makine ile yapilmis oldugu apaçik ortada. "seklinde ekliyor. Ve X-isin fotograflari plakanin yapay orjinli oldugunu ve belli aletlerle yapilmis olabilecegini ortaya koymus.

    Bilim adamlari ilk incelediklerinde, bu eski haritanin, eski Çin zamaninda yapilmis olabilecegini varsaydilar, çünkü üzerindeki yazilar düsey olarak yazilmisti. iyi biliniyor ki, 3.cü yüzyil öncesinde kullanilan eski Çin dilinde düsey literatür kullanilmisti. Bunun üzerine, Chuvyrov varsayimi arastirmak için Çin imparatorluk kütüphanesini ziyaret etti. Kütüphanenin verdigi 40 dakikalik izin sirasinda, birkaç nadide bulunan eseri inceledi, fakat hiçbiri plakadaki literatürü içermiyordu. Daha sonra Hunan üniversitesindeki meslektaslarini ziyaret etti. Beraber yaptiklari çalisma sonucunda , porselen kapli plakalarin Çinde hiçbir zaman kullanilmadigina karar verdiler. Yazilari çözmek için harcanan tüm çaba sonuçsuz kalmisti. Yazilar hieroglyphic-syllabic (hiyeroglif-hece) literatürünün disinda kaliyordu. Buna ragmen Chuvyrov, bir tek sifrenin manasini çözmüstü: Bugünkü Ufa kentinin bulundugu enlemin karsiligi.

    Plaka üzerinde yapilan arastirmalar daha çok sirri ortaya çikardi. Harita da, dev bir sulama sistemi görülebiliyordu: nehirlere eklenmis, 2 adet 500 metre genisliginde kanal sistemi, her biri, 300-500 metre genisliginde, yaklasik 10 kilometre uzunlugunda ve 3 kilometre derinliginde 12 adet baraj bulunuyordu. Barajlar suyun her iki tarafa dönmesinde yardimci oluyor ve insaatlari sirasinda 1 katrilyon metreküp toprak tasinmis olmaliydi. Mukayese edilecek olursa, Volga-Don kanal sistemi sanki bugünün rölyefine çizilmis. Bir fizikçi, Alexandr Chuvyrov'a göre, insanoglu haritadaki yapinin ancak ufak bir kismini yapabilir. Haritaya göre, baslangiçtan beri, Belaya nehri yapay bir nehir yataginda akiyordu.
    Plakanin tam yasini hesaplamak oldukça zor. ilk olarak , radyokarbon analizleri yapildi, ardindan plakanin katmanlari uranyum kronometer ile incelendi. Arastirmalar farkli sonuçlar verdi ve plakanin yasi tam olarak netlik kazanamadi. Plakanin incelenmesi sirasinda, yüzeyinde iki deniz kabugu bulundu. Biri, Naciopsinamunitus of Gyrodeidae ailesindendi ve yaklasik 500 milyon yillikti, digeri ise Ecculiomphalus princeps of Ecculiomphalus alt ailesindendi ve yaklasik 120 milyon yillikti. Yani yas olarak "isleyen versiyon" kabul edildi. "Harita muhtemelen Dünya'nin manyetik kutbu bugünün Franz Josef topraklarindayken, tam olarak 120 milyon yil önce yapilmis olmali " diyor Profesör Chuvyrov ve ekliyor "Harita geleneksel insan anlayisinin ötesinde ve kullanabilmek için uzun bir zamana ihtiyacimiz var. Kendi mucizemizi kullanabiliriz. ilk baslarda, tasin 3000 yillik olabilecegini düsündük. Buna ragmen yasi yavas yavas büyüdü , ta ki biz deniz kabuklarinin tasin üzerinde bazi seyleri isaretledigini anlayana dek. Kim harita yapildiginda kabuklarin canli oldugunu dair garanti verebilir? Harita'nin yapimcisi muhtemelen taslasmis halde bulmus olabilir."
    Bashkirde bulunana materyaller , Visconsin-Amerika'daki Tarihi haritacilik arastirma merkezinde incelendi ve Amerikalilar saskina döndü. Uzlastiklari nokta bu haritanin sadece tek bir yolla yapilabilecegi seklindeydi, - denizcilik için yapilmis olan bir harita ancak uzay seferleri sayesinde yapilabilmis. Zaten, suan Amerikada Dünya'nin üç boyutlu haritasinin yapimi ile ugrasilmakta. Bununla beraber, Amerikalilar Dünya haritasini 2010 yilinda bitirmeyi planliyorlar. Asil sorun, böyle bir üç boyutlu haritanin yapilabilmesi için, zorunlu olarak çok fazla sekil üzerinde çalismak gerekiyor. Chuvyrov'a "Örnegin , bir dagin haritasini yapmak istesek?" seklinde bir soru yöneltildiginde, "Bu gibi haritalari yapmak için teknoloji süper-güçlü bilgisayarlara ve uzay mekigi ile yapilacak bir sefere ihtiyaç duyuyor. "diyor. "Peki bu haritayi kim yapti?" seklindeki soruya ise, temkinli bir sekilde "UFO'lar ve dünya disilar hakkinda konusmayi sevmiyorum. izin verin haritanin yapimcisini basitçe, The Creator diyelim" diyor.

    Görünen o ki, her kim ve ne zaman yaptiysa sadece hava yolu kullaniyormus : Haritada hiç yol yok. Veya muhtemelen su yollarini kullaniyorlardi. Ve düsünecek olursak, bu eski haritayi yapanlar bu bölgede yasamiyorlardi. Sadece sulama amaçli yapilmis bir toprak parçasi. En olasi fikir bu görünüyor.
    Harita üzerindeki son arastirmalar yeni sansasyonlari beraberinde getiriyor. Artik bilim adamlari, haritanin sadece büyük bir Dünya haritasinin parçasi oldugundan eminler. Bazi hipotezlere göre, toplam 348 parçadan olusuyordu. Diger parçalarda yakin yerlerde olmali. Chandar'in dis mahallerinde, bilim adamlari 400'den fazla örnek aldilar ve gerikalan haritanin bulunabilecegi yer Sokolinaya Dagi geçidi olarak ortaya çikti. Buna ragmen buzul çagi sirasinda parçalara ayrilmisti. Fakat eger bilim adamlari "Mozaik"'leri birlestirmeyi basarabilirse, harita 340m x 340m boyutlarinda olacak. Materyaller toplandiktan sonra, Chuvyrov ayni bölgede bir arastirma yapti ve 4 parça incelenebildi. Bir tanesi Chandar'daki bir evin altinda, digeri tüccar Khasanov'un evinin altinda, üçüncüsü , bir köy banyosunun altinda, dördüncüsü ise bir demiryolu köprüsünün altinda.

    Bu arada , Bashkir bilim adamlari buluslari ile ilgili bilgileri dünyadaki farkli bilimsel merkezlere yollamaya devam ediyorlar; bazi uluslararasi konferanslarda mevzu hakkinda raporlar sunuyorlar: GÜNEY URALDAKi BiLiNMEYEN BiR UYGARLiGA AiT SiViL MÜHENDiSLiK ÇALiSMASi

  8. #487
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    Pusulayı Kim icat etti?

    Pusulayı MS 100 yılında Çinliler icat etti.

    Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşti.

  9. #488
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    okyanusun en derin noktası?

    Okyanusun en derin noktası Pasifik Okyanusu'nda, Guam adasının güney batısındaki Mariana Çukurudur

    Derinliği tam tamına 11033 metredir. Bir kilogram ağırlığındaki bir cismin okyanusun en derin noktası olan Mariana Çukuru'na ulaşması tam bir saat alır.

  10. #489
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    en hızlı koşan kuş ?

    En hızlı koşan kuş Devekuşu'dur ( 70 km/saat ). Bu yüzden en hızlı koşan kuş u yakalamaya çabalamayın.

  11. #490
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    Gökyüzü Neden Mavidir?

    Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir.

    Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.

    Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.

    Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir.

  12. #491
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    güneş'in sıcaklığı kaç derece ?

    Güneş, Güneş Sistemi'ndeki en büyük gök cismidir. Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, yüzeyinde her saniyede milyonlarca atom bombası patlamasına eşit güçte patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu Dünyamız'ın büyüklüğünün 40-50 katı olan alevler fışkırır.

    Ateşten bir topa benzeyen Güneş, yüzeyinden çok büyük bir ısı ve ışık yayar. Eğer, Güneş olmasaydı, her zaman gece olurdu ve her yer buzla kaplı olurdu. En önemlisi Dünya'da yaşam yani biz olamazdık. Güneş'in sıcaklığı derece 6000 dış yüzeyinde, içindeki sıcaklık ise 12 milyon derece dir.

  13. #492
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    dünyanın en büyük elması ?

    Dünyanın en büyük elması Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan'da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi'ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası'nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyanın en büyük elması ve en değerli 22 elması n arasında bulunmaktadır. .

  14. #493
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    ilginç

    ---> Kahire'de bulunan Keops piramitinin 12 ton agirliginda iki buçuk
    milyon tas bloktan olustugunu, Günde on blok yerlestirilmesi halinde
    yapiminin 664 yil sürecegini, Piramitin üstünden geçen meridyenin karalari
    ve denizleri tam esit iki parçaya böldügünü ve piramitin dünyanin agirlik
    merkezinin tam ortasinda bulundugunu, Yüksekliginin (164 m.) bir milyarla
    çarpiminin günesle dünyamiz arasindaki uzakligi verdigini, Taban alaninin,
    yüksekliginin iki katina bölünmesinin pi sayisini verdigini,
    Biliyor muydunuz ? ?

    ---> Bugün dünyanin en pahali arazisi sayilan New York'un ünlü Manhattan
    adasinin 1624 yilinda Peter Munite adli bir tüccar tarafindan
    kizilderililerden 24 dolar degerindeki incik boncuk karsiliginda satin
    alindigini, Toplam 58 km2 olan Manhattan'a ilk olarak Hollandali
    göçmenlerin yerlestigini ve bölgeye New Amsterdam adi verildigini, Bölgeye
    1664 yilinda yerlesen Ingilizlerin New York adini verdigini,
    Kizilderililerin 24 dolarlarini 377 yildir Amerikan hazine bonolarina
    yillik % 5 faiz ile yatirsalar bugün 2 milyar336 milyon 536 bin 394
    dolarlari olacagini, Biliyor muydunuz ? ?

    ---> Amerika'da yasli bir emekli olan albay Sanders'in otoyol kenarinda küçük
    bir lokanta islettigini, Otoyol baska bir yere tasinacagi için lokantasini
    kapattigini, Kendi buldugu bir kizarmis tavuk tarifinden baska bir
    sermayesi kalmadigini, Bu tarifi ülkedeki lokanta sahiplerine satarak
    piliç basina prim almaya karar verdigini, Tüm ülkeyi arabasi ile
    dolastigini ve tam 1009 lokantadan red cevabi aldigini, Fakat sonunda
    birinin kabul ettigini ve bunun sonucunda Kentucy Fried Chicken zincirinin
    dogdugunu, Albay Sanders'in simdi ülkenin sayili zenginlerinden oldugunu,
    Biliyor muydunuz ? ?

    ---> Avrupalilarin tütün içmeyi onun tedavi edici özellikleri olduguna inanan
    Amerikan kizilderililerinden ögrendiklerini, 16. yüzyilda tütünün
    Avrupa'ya tibbi faydalari olan bir madde olarak tanitildigini, tütünün
    zararli etkilerinin ancak 1950'lerde kanitlanip kamuoyuna açiklandigini,
    Dünyada sigaradan kaynaklanan toplam ölümlerin 1995 yilinda 2.5 milyon
    kisi oldugunu, Bu rakamin 2050 yilinda 12 milyona ulasmasinin
    beklendigini, 1990 yilinda Amerikada 20 bin kisi uyusturucudan ölürken 400
    bin kisinin sigaradan öldügünü, Her sigaranin bir tiryakinin hayatinin 5.5
    dakikasina mal oldugunu, Ingilterede bütün sigara tiryakilerinin yarisinin
    sigara kullanimindan dolayi öleceklerini, Biliyor muydunuz ? ?

    ---> Leonardo Da Vinci'nin 16. yy. basinda modern helikoptere sasirtici
    derecede benzeyen uçan makineler çizdigini, Engizisyon korkusu ile bunlari
    gizledigini, Bu tasarilar 1797 yilinda yayinlandiginda herkesin havadan
    agir makinelerin asla yerden ayrilamayacagi konusunda fikir birligi
    ettigini, 20. yy. baslarinda ünlü astronom Simon Newcomb'un uçan araçlarin
    uzun mesafelere gidebilmesini saglayacak bir itici gücün bulunamayacagini
    savundugunu, 1924 yilinda prof. Hermann Oberth'in "Uzaya Roketler" adli
    kitabini elestiren ünlü Nature dergisinin uzay roketi tasarilarinin ancak
    insan soyunun tükenmesinden biraz önce gerçeklesebilecegini öne sürdügünü,
    Ilk roketlerin dünyadan ayrildigi 1940'larda bile doktorlarin insan
    metabolizmasinin yerçekimsiz ortama , uymayacagini ve insanli uzay
    uçuslarinin imkansiz oldugunu savunduklarini, Biliyor muydunuz ? ?

    ---> Piramitlerin içerisinde ultrasound, radar,sonar gibi cihazlarin
    çalismadigini, Kirletilmis suyun bir kaç gün piramitin içinde
    birakildiginda
    aritilmis olarak bulundugunu, Piramitin içerisinde sütün bir kaç gün
    süreyle taze kaldigini ve sonunda bozulmadan yogurt haline geldigini,
    Bitkilerin piramit içerisinde daha hizli büyüdüklerini, Çöp bidonu
    içindeki yemek artiklarinin hiç koku yaymadan mumyalastiklarini, Kesik,
    yanik, siyrik ve yaralarin piramitin içinde daha çabuk iyilestigini,
    Piramitin içinin yazin soguk, kisin sicak oldugunu, Piramit kimin adina
    yapildiysa onun bulundugu odaya yilda 2 kez günes girdigini ve bu günlerin
    dogdugu ve tahta çiktigi günler oldugunu, Biliyor muydunuz ? ?

    ---> 18. yy. baslarinda Topkapi sarayinda amiral Piri Reis'e ait bir çok eski
    haritanin bulundugunu, 1957 yilinda Amerikali haritacilar tarafindan
    incelenen haritalarda henüz 1952 yilinda ses yansitici araçlarla
    kesfedilen Antarktika daglarinin bütün ayrintilariyla çizildigini, Daha
    sonra uydu fotograflari ile karsilastirilan haritalarla uydu fotograflari
    arasinda müthis benzerlikler çiktigini, Bilim adamlarinin bu haritalarin
    ancak çok yükseklerden çekilmis fotograflar araciligi ile çizilebilecegini
    söylediklerini,
    Biliyor muydunuz

  15. #494
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    Vampir Nedir?

    Genel anlamıyla vampir terimi, hayatını sürdürmek için insanların kanını
    emen insanımsı varlıkları tanımlamak için kullanılır.

    İnsanın kanını tamamen emen bir vampir, onun ölümüne yol açabilir. Ancak,
    vampir kanını içtiği kimseye kendi kanından da içirecek olursa, kurbanı da
    bir vampire dönüşür. Bu, 1-2 haftalık bir transformasyon sürecidir ve
    süreç sonunda kanı kullanmayı öğrenmiş olarak kendisini seçen vampirin ait
    olduğu klana katılır.

    Vampirleri güçleri, kanlarındadır. Bir başka vampirin kanını içen bir
    vampir, onun güçlerine sahip olabilir; bu yüzden, hiçbir vampir bir
    diğerine tamamen güvenemez.


    Vampirler Nereden Gelmiştir?

    Dünya tarihine bakacak olursak, vampirlere dair ilk yazılı kayıt William
    of Newburgh tarafından tutulmuştur. 12. yüzyılda yaşamış olan William,
    ölen bazı kişilerin, geceleri insanlara saldırmak üzere geri geldiklerini
    anlatan bir takım metinler yazmıştır. Yazmış olduğu metinlerde, bu gece
    yaratıkları Sanguisuga (kan emici) diye tanımlanmışlardır. Ancak
    vampirlerin geçmişi çok daha eskiye, ta yaradılışa dayanmaktadır.

    Kutsal musevi metinlerinde, yaratılış şu şekilde tasvir edilir:
    27 So God created man in his own image, in the image of God created he
    him; male and female created he them.
    28 And God blessed them and God said unto them, Be fruitful and multiply
    and replenish the earth and subdue it.
    (Genesis 17-28)
    Vampir metinlerinde, ilk yaratılan kadının Eve değil, Lilith olduğu
    söylenir. Lilith, kendisine yüklenmiş olan üreme görevi dolayısıyla
    kendisini aşağılanmış hisseder ve Adam ile aynı seviyede olması
    gerektiğini haykırarak isyan eder. Adam onun isyanına karşı kayıtsız
    kalınca iyice sinirlenen Lilith, Tanrı'nın kutsal adını yüksek sesle
    haykırarak ortadan kaybolur. Lilith'in gidişi üzerine Tanrı Eve'yi toprak
    yerine Adam'ın kaburga kemiğinden yaratır; bu şekilde Eve isyankar değil
    sadık olur. Lilith ise, Kızıldeniz civarında bir yerde lanetlenmiş ve
    şeytani bir şekilde yaşamaya devam eder; kendi şeytani çocukları iyi-kötü
    arasındaki savaşlarda öldürülükçe o da çocuk öldürür.

    Adam ile Lilith'in ilk çocukları olan Caine ise, vampirlerin ilkidir. Bir
    kıskançlık sonucu kendi kardeşini öldürünce, Tanrı tarafından lanetlenmiş
    ve cezalandırılmıştır. Caine, sonsuza dek tekrar güneş yüzü göremeyecek ve
    kana susamışlığın azabını çekecektir. Caine, taşıdığı sonsuz izle
    anne-babasının topraklarından sürülür.
    10 What hast thou done? The voice of thy brother's blood crith unto me
    from the ground.
    11 And now art thou cursed from the earth, which hath opened her mouth
    to receive thy brother's blood from thy hand;
    12 When thou tillest the ground, it shall not henceforth yield unto thee
    her strength; a fugitive and a vagabond shalt thou be in the earth.
    15 And the LORD said unto him, Therefore whosoever slayeth Caine,
    vengeance shall be taken on him seven fold. And the LORD set a mark on
    Caine, lest any finding him shall kill him."
    Genesis 4:10-15
    Vampir metinlerine göre Caine, Lilith'i bulmak üzere Kızıldeniz'e gitmiş,
    Lilith de ona kanın gücünü öğretmiştir.

    Caine'den, İskandinav ülkelerine ait bir efsane olan Beowulf'ta da
    bahsedilir:
    ...Till the monster stirred, that demon, that fiend,
    Grendel, who haunted the moors, the wild
    Marshes, and made his home in a hell
    Not hell but earth. He was spawned in that slime,
    Conceived by a pair of those monsters born
    Of Caine, murderous creatures banished
    By God, punished forever for the crime
    Of Abel's death. The Almighty drove
    Those demons out, and their exile was bitter,
    Shut away from men; they split
    Into a thousand forms of evil-- spirits
    And fiends, goblins, monsters, giants,
    A brood forever opposing the Lord's
    Will, and again and again defeated.
    (Ll. 101-114)

    ...Caine had killed his only
    Brother, slain his father's son
    With an angry sword, God drove him off,
    Outlawed him to the dry and barren desert,
    And branded him with a murder's mark. And he bore
    A race of fiends accursed like their father...
    (Ll. 1261-1266)
    Kanı kullanarak mistik güçleri nasıl uyandıracağını ve insanları kendi
    cinsinden varlıklara nasıl dönüştüreceğini öğrenen Caine, en başta kendi
    gibi lanetli varlıkları dünya yüzeyine yaymanın doğru olmayacağını düşünür
    ve kendi kabuğuna çekilir. Ancak zaman içinde yalnızlık duygusuna yenik
    düşer ve 3 kişiyi kendi gibi vampire dönüştürür. Zaman içinde 3 kişi 13
    kişi olur. Bu 13 vampir, dünyanın ilk insanları arasında özgürce dolaşarak
    umarsızca beslenmeye başlar. Olup bitenler karşısında çılgına dönen Caine,
    daha fazla vampir yaratılmasını kesin olarak yasaklar. Tüm vampirleri
    yanına alan Caine, bir şehir kurar ve bu şehirde vampirlerle insanlar
    barış içinde yaşar.

    Ne var ki, barış çok uzun sürmez ve Caine'in çocukları tekrar insanlarla
    beslenmeye başlar. En sonunda şehir çöker; bu çöküşün sebebi kesin olarak
    bilinmez, ancak yıkıma doğal afetlerin veya Caine'nin kurallarından bıkan
    bir çocuğun yaptığı kara büyünün yol açtığına dair rivayetler vardır. Bu
    yıkımın ardından Caine onun ilk 3 çocuğu kaybolur. Bu şekilde, tarihin en
    güçlü vampirleri ortadan kalkmıştır.

    Geriye kalan 13 vampir ise, kurallardan bağımsız bir hayat sürmeye başlar.
    Bu 13 vampirden Antediluvians diye bahsedilir. Antediluvians'ın yarattığı
    vampirler ise, her birinin özel güçlerini ve yeteneklerini (bir miktar
    fireyle) miras alırlar. Bu şekilde, vampir klanları yavaş yavaş oluşmaya
    başlar.


    Vampir Klanlarının Tarihi

    Vampir klanları, dünyanın dört bir yanına dağılmaya başlar. Ancak, oluşan
    her yeni vampir jenerasyonu, bir öncekine göre daha güçsüz olur. Zaman
    içinde, klanlar arasında güç rekabeti ve savaşlar başgösterir; ve
    günümüzde hala devam eden bir vampir cihadı başlamış olur.

    Ortaçağın ilk yıllarında kendilerini iyiden iyiye açığa vuran vampirlerin
    nüfusu tedirgin edici boyutlara ulaşır. Halkın bu konudaki fısıltıları
    kiliseye kadar ulaşır. Oluşturulan gizli örgütler vampirlere karşı büyük
    bir savaş açar. Vampirlerin en zayıfı dahi insanların en güçlüsünden kat
    kat daha güçlü olmasına rağmen sayıca üstün olan ve gündüzleri de
    savaşabilen insanlar, birçok vampiri ortadan kaldırır.

    Yaşlı vampirler tarafından "kurban edilecek koyun" gözüyle bakılan genç
    vampirler, büyük bir ayaklanma çıkarırlar. Doğu Almanya'da bir grup genç
    vampir, yaşlı vampirlerin kendilerini kontrol etmesini sağlayan büyüyü
    kırmanın bir yolunu keşfeder. İnsanlar ve iç çatışmalar sebebiyle darbe
    üzerine darbe yiyen vampir ırkının soyu tehlikeye girer.

    Bunun üzerine 15. yüzyılda, tüm klanların tesilcilerinin katılacağı bir
    toplantı düzenlenir. 13 klanın 7'sinin katıldığı bu toplantıda, Camarilla
    adı verilen bir birlik kurulur. Sayısal üstünlüğe sahip olan Camarilla
    birliği içsel ayaklanmaları kolaylıkla bastırır. Camarilla, 6 temel kanunu
    kabul eder:
    The First Tradition: The Masquerade Thou shall not reveal thy nature to
    those not of the Blood. Doing so shall renounce thy claims of Blood.

    The Second Tradition: The Domain Thy domain is thine own concern. All
    others owe thee respect while in it. None may challenge thy word while
    in thy domain.

    The Third Tradition: The Progeny Thou shall sire another only with the
    permission of thine elder. If thou createst another without thine
    elder's leave, both thee and thy progeny shall be slain.

    The Fourth Tradition: The Accounting Those thou create are thine own
    childer. Until thy progeny shall be released, thou shall command them in
    all things. Their sins are thine to endure.

    The Fifth Tradition: Hospitality Honor one another's domain. When thou
    comest to a foreign city, thou shall present thyself to the one who
    ruleth there. Without the word of acceptance, thou art nothing.

    The Sixth Tradition: Destruction Thou art forbidden to destroy another
    of thy kind. The right of destruction belongeth only to thine elder.
    Only the eldest among thee shall call the blood hunt.
    Gerçek yüzlerini saklayarak insanlar arasında yaşama kararı alan
    Camarilla, insanların birkaç kuşak sonrasında vampirlerin sadece efsane
    olduklarına inanmalarını ummaktaydı. Camarilla'ya katılmayan vampir
    klanları ise yeraltına sürülmüştür (bu klanlar, daha sonra Sabbath
    adındaki bir diğer birliği oluşturacaktır).

    Alınan kararlardan sonra cihad devam etmiş, ancak mücadeleler meydan
    savaşı olmaktan çıkıp gece baskınlarına dönüşmüştür. Bu ölümcül cihad,
    zaman değiştikçe form ve method değişikliklerine uğramış olmakla birlikte,
    günümüzde hala sürmektedir.

    Vampirler arasında anlatılan efsaneler, Gehenna adındaki bir geceden
    bahseder. Bu gecede, Antediluvians adıyla anılan ve Caine'in ilk torunları
    olan ve inanılmaz derecede büyük cüçlere sahip 13 vampir gizli
    barınaklarından dışarı çıkacak ve kendilerinden daha genç olan bütün
    vampirleri ortadan kaldıracaktır. Bu gece, aynı zamanda bilinen dünyanın
    sonu olacaktır. Gehenna'yı durdurmaya çalışan vampirler olduğu gibi, onu
    fanatik derecede destekleyen vampirler de mevcuttur.


    Vampir Birlikleri ve Klanları

    Camarilla Birliği

    Camarilla, Caine'in ilkelerini sürdürmeyi ve vampirleri insan
    saldırılarından korumayı amaçlayan bir birliktir. İnsanlar arasında yaşar
    ve belli sınırlar çerçevesinde kalarak büyük bir dikkatle beslenirler.
    Camarilla, 7 klandan oluşur:
    Brujah: Brujah klanı, genel olarak asi ruhlu vampirlerden oluşur.
    Brujahlar, sosyal değişime kolaylıkla ayak uydururlar ve içlerinde
    Camarilla birliğine ait en güçlü vampirlerden bazıları yer alır.
    Birçok diğer vampir, Brujah'lardan "Punk'çı kanun kaçakları" diye
    bahseder.


    Gangrel: Tüm vampirler arasında, içgüdülerine ve doğalarına en
    bağlı klandır. Doğa içinde yaşamayı şehirde yaşamaya tercih
    ederler. Nasıl ve neden olduğu bilinmese de, Gangrel klanına
    kurtadamlar ve kurtlar dokunmamaktadır. Şekil değiştirme konusunda
    özel yeteneklere sahip olan klanın üyeleri, yarasa veya kurda
    kolayca dönüşebilirler. Klan, son zamanlarda başlarına gelen (ve
    ne olduğu tam oalrak bilinemeyen) kötü bir olay yüzünden,
    Camarilla'dan uzaklaşmıştır.


    Malkavian: Diğer vampirlere dahi korku salan bir klandır.
    Malkavian'ların hemen hepsi "deli" diye tanımlanabilecek derecede
    davranış bozukluğu sergiler. Ne zaman ne yapacakları belli
    olmadığı ve davranışlarının & tepkilerinin ne anlama geldiği asla
    tam olarak anlaşılamadığı için diğer vampirler Malkavian'lara
    dikkatle yaklaşır.


    Nosferatu: Dış görünüşlerinin çirkinlikleriyle ün salmış bir
    klandır. Köpek dişleri yerine ön iki dişinin uzun olmasıyla ve kel
    kafalarıyla tanınırlar. Nosferatu'lar görünüşleri sebebiyle
    gizlenme ihtiyacı içindedirler. Diğer vampirler, mecbur kalmadıkça
    Nosferatu'larla iletişim kurmazlar.


    Toreador: "Sanatçı vampirler" diye tanımlanırlar. Son derece kibar
    ve naziktirler. Oldukça zeki olan Toreador klanı üyelerinin her
    hareketinde tutku gizlidir.


    Tremere: Büyü konusunda uzmanlaşmış olan klandır. Ritüeller ve
    büyüler aracılığıyla kanın diğer vampirlerce çok az bilinen birçok
    gücünü ortaya çıkarabilirler. Tremere klanının neler
    yapabileceğini bilenler, onlardan uzak durmaya özen gösterir.


    Ventrue: Ventrue klanı, onurlu ve kibar olmasıyla ün yapmıştır. En
    eski zamanlardan beri liderlik duygularıyla hareket eden klan,
    vampirlerin geleceğini şekillendirebilmek için çalışır. Eski
    zamanlarda Ventrue üyeleri soylular ve prensler gibi güçlü kişiler
    arasından seçilirdi. Günümüzde soylu bir servete sahip olan klan,
    Camarilla'nın düzenini ve devamlılığını sağlayan anahtar güçtür.


    Sabbat Birliği

    Camarilla'ya isyan eden ve yeraltına sürülen vampir klanlarının
    oluşturduğu birliktir. Amacı, tüm vampirleri Camarilla'nın
    sınırlandırmalarından çıkarıp dünya üzerinde tamamen özgür olmalarını
    sağlamaktır. Sabbat metinleri vampirlerin beslenme zincirinin en üstünde
    yer aldığını, bu yüzden insanlardan saklanmak yerine onları yönetmeleri
    gerektiğini söyler. Sabbat, bağımsız birçok sempatizanı olmasına karşın, 2
    klandan oluşur:
    Lasombra: Sabbat'ın kalbi diye nitelenen Lasombra klanı, zevk
    düşkünlüğüyle tanınır. İnsanlara tamamen sırt çevirmek yerine,
    onların ölümlülük ve zayıflıklarını kendi zevkleri için
    kullanırlar. Ölümsüz olmanın tadını sonuna kadar yaşamayı
    amaçlayan bir hayat tarzları vardır. Klan, karanlık güçler
    üzerinde hakimiyet sahibidir.


    Tzimisce: Sabbat'ın ruhu diye nitelenen Tzimisce klanı, vahşetiyle
    tanınır. "Discipline of Vicissitude" adlı doktrinlerine bağlı
    olarak, insan ve vampir bedenleri üzerinde birçok korkunç deney
    yaparlar. Bünyesinde birçok büyücü barındıran klan, et ve kemik
    üzerinde hakimiyet sahibidir. 13 Antediluvian arasında yer alan
    yaratıcılarının yakında uyanacağına dair söylentiler vardır.


    Bağımsız Klanlar

    Herhangi bir gruba dahil olmayı reddeden vampirler mevcuttur. "Anarchs"
    diye tanınan ve pek fazla sorun çıkartmaran bir grup genç vampir vardır.
    "Inconnu" diye tanınan ve tarih öncesinden kalan bir grup vampir ise, güç
    oyunlarından uzak durup kendi içlerine dönmüş ve kendilerini
    potansiyellerini ortaya çıkarıp aydınlanmayı yaşamaya adamıştır.

    4 klan ise, büyük cihad içerisindeki yerlerini zaman zaman değiştirirler
    ve "Neutral" diye tanımlanırlar. Bu klanlar;
    Assamite: Kökenleri doğu çölleri olan ölümcül Assamite klanı,
    katillik hünerlerini doğru fiyatı ödeyebilen herhangi biri için
    sergileyebilir.


    Setite: En güvenilmez klan olma özelliğini taşır. Karanlık bir
    takım güçlere sahiptirler ve Caine'in kurmuş olduğu ilk şehri
    kendilerinin yıkmış olduğunu söylerler.


    Giovanni: Saygı duyulan ve güvenilen bir klandır. Kökleri Rönesans
    öncesi tüccar prenslere dayanır. Hala Venice bölgesinde yaşar ve
    sırlarını çok iyi saklarlar.


    Ravnos: Kara mizahın vampirler arasındaki temsilcileri diye
    nitelendirilirler. Kökenleri çingenelere ve hırsızlara dayanır.
    Bir süre önce 13 Antediluvian arasında yer alan yaratıcıları
    uyanmış (veya uyandırılmış) ve kan ihtiyacı içinde birçok Ravnos'u
    kanlarını içerek ortadan kaldırmıştır. Geriye kalanlar
    Camarilla'ya katılmayı düşünmektedir; Camarilla, Gangrel'in yerini
    alabilmeleri açısından olaya sıcak bakmaktadır.


    Vampirlerin Hiyerarşik Yapısı

    Vampirler, hiyerarşiye çok önem veren varlıklardır. Camarilla birliği, bu
    konuda kendi içinde son derece gelişmiş bir sistem kurmuştur.
    Prince
    Vampirlerin yaşadığı bölgeler, çeşitli sınırlarla bölünmüştür. Her
    bölüm, bir prince tarafından yönetilir; bir prince ise, en yaşlı
    vampirler tarafından seçilir. Bir prince tarafından yönetilen her bölüme
    "Domain" adı verilmektedir. Yabancı bir Domain'de izinsiz avlanırken
    yakalanan bir vampir, prince tarafından cezalandırılabilir.

    Domain prensleri, genellikle Ventrue veya Toreador klanı üyelerinden
    seçilir. Ancak, yer yer Brujah, Nosferatu, hatta Malkavian prenslerine
    dahi rastlanmıştır.

    Bir prince, kendi Domain'i çerçevesinde tam yetkiye sahiptir. Av
    sınırlarını çizebilir, belli bölgeleri kanın yasak olduğu nötr alanlar
    ilan edebilir. Camarilla'nın 6 ilkesini ihlal eden vampirleri kendi
    bölgesinde avlayabilir.

    Prince hakimiyet alanlarının sınırları genelde şehirlerle çizilmiştir.
    Mesela; Paris'in, Chicago'nun, Atlanta'nın ayrı ayrı prince'leri vardır.
    Bir prince söz konusu bölgede asırlardır yaşamış vampirlerden seçilmiş
    olduğundan, bölgesinde neler olup bittiğini herkesten daha iyi bilir.

    Primogen
    Her "Domain"de, prince'e yardım etmek amacıyla kurulmuş bir de primogen
    grubu vardır. Bu grup, çeşitli ırkların yaşlılarından oluşan bir
    meclistir. Bir Domain'de prince'in sözü emir sayılsa da, başarısız
    prince'lerin Primogen'i tarafından yok edildiği tarihte görülmüştür.

    Elder
    300 yıldan daha uzun süredir yaşayan vampirlere verilen addır. Bir
    elder, yaşadığı süre zarfında birçok güç kazanmıştır ve son derece
    ölümcül ve tehlikelidir.

    Ancillae
    Elder'ların bir alt sınıfıdır. Genellikle 100-300 yıldır yaşayan
    vampirlerdir; ancak büyük başarılar gösteren daha genç vampirlere de bu
    sıfat verilebilir. Genellikle Elder'larına hizmet etmekle uğraşırlar.
    Kendi aralarında güç savaşları olsa da, bu savaşlar Elder'lar arasındaki
    savaşlardan çok daha zayıftır.

    Neonate
    Vampir ırkının tabanını oluşturan sınıftır. Bir asırdan daha kısa
    süredir yaşayan vampirlerdir.

    Vampirlerin Zayıf Yönleri

    Son derece güçlü varlıklar olan vampirlerin zayıf yönleri de vardır.
    Jenerasyonlar boyunca gittikçe incelen kan sebebiyle, zayıflıklarda da
    artış görülmüştür.
    Gün Işığı: Caine'den beri süren lanet sebebiyle, vampirler gün ışığına
    çıkamaz.

    Ateş: Yeterince uzun süre yanan bir vampir ölür. (Güneş ışığı, çok daha
    çabuk olmakla birlikte, vampirler üzerinde aynı etkiyi yapmaktadır.)

    Sarımsak: Koku ve tad alma duyuları son derece hassa olan vampirler,
    sarımsaktan nefret ederler.

    Gümüş: Kurtadamlar gibi, vampirler de gümüş madenine karşı alerjileri
    vardır. Gümüş ile karıştırılmış titanyumun da aynı etkiyi yarattığı
    söylenir; daha hafif ve sağlam bir madde olan titanyum, bu amaç için
    tercih edilebilir.

    Kazık: Kalbe saplanacak gümüş veya ahşap bir kazık, bir vampir için son
    derece tehlikeli olabilir.

    Haç: Hıristiyan haçının vampirleri geri püskürttüğü söylenir. Burada
    önemli olan şey, haçın kendisinden ziyade onu elinde taşıyan kişinin
    inancıdır.

    Kutsal Su: Kutsal suyun vampirler üzerinde ateş etkisi yarattığı
    söylenir. Haçta olduğu gibi, kutsal suda da önemli olan şey duayı okuyan
    ve suyu kullanan kişinin inancıdır.

    Ölü Kanı: Vampirler, ölmüş varlıkların kanını içemezler.

    Bir Vampir Nasıl Bulunur

    Vampir klanları şehirlerde son derece organize bir şekilde yaşadıklarından
    bulunmaları oldukça zordur. Ancak, daha küçük bölgelerdeki vampirleri
    tespit etmenin bazı yolları vardır.

    Civarda bir vampir olduğunun temel işaretleri vardır:
    Civar halkın gece saldırılarından, veya gece saldırıları içeren
    kabuslardan şikayet etmesi
    Boyunlarında veya ana damarlar civarında ısırık izi bulunan insan veya
    cesetler

    Küçük bölgelerde saklanacak fazla yer olmadığından, vampirler gündüzleri
    mezarlarda saklanmayı tercih ederler. Hangi mezarın vampir içerdiğini
    tespit etmek için yaygın olarak uygulanan yöntem, bembeyaz tüylere sahip
    bakire bir kısrağı mezarlıkta dolaştırmaktır. Kısrağın önünde durduğu ve
    ilerlemeyi reddettiği mezar, muhtemelen bir vampir içeriyordur.

    Bulunan mezarın gerçekten bir vampire ait olduğunun belirgin işaretleri
    vardır:
    Bir mezar civarında bulunan delikler
    Cesedin tamamen açık gözlere sahip olması

    Cesedin hiç bozulmamış olması

    Mezar ve tabutta bulunan taze kan

    Cesedin gayet sağlıklı görünmesi ve taze kana sahip olması

    Kayıtlara Geçmiş Bazı Vampirler
    Blow Çobanı: Bir zamanlar Blow kasabasında yaşayan bir çoban, bilinmeyen
    bir nedenden ötürü ölür ve gömülür. Gömülmesinden birkaç gün sonra,
    geceleri ortaya çıkmaya ve önüne gelen herkese saldırmaya başlar; ve
    saldırdığı herkes 8 gün içinde ölür. Gece baskınlarının sayısı artınca,
    halk çobanın mezarını açar ve kalbine bir kazık saplayarak tekrar
    kapatırlar. O gece, çoban çok daha öfkeli ve saldırgan olarak tekrar
    ortaya çıkar - elinde kalbine saklanan kazıkla birlikte. Artık çok
    korkmuş olan halk, ertesi gün cesedi mezarından tekrar çıkarır ve ateşe
    verir.

    Arnold Paul: 1700 yılında Medvegia'da doğmuştur. 1727 yılında genç bir
    asker olan Arnold Paul, Belgrad civarındaki kasabasına geri döner ve
    askerliği boyunca biriktirdiği parayla bir ev alıp evlenir. Arnold'un
    üzerinden asla atamadığı melankoninin sebebini uzun bir süre boyunca
    merak eden karısına Arnold en sonunda gerçeği açıklar ve askerliği
    sırasında uzak bir kasabada boynunu ısıran ve kanını emmeye çalışan bir
    vampirle mücadele etmek zorunda kaldığını söyler. Vampiri mezarına kadar
    takip edip onu öldürmeyi başardığını, ve bir vampire dönüşmemek için
    söylentilerden öğrendiği gibi vampirin mezar toprağından yediğini,
    kanından içtiğini ve yaralarını vampir kanıyla yıkadığını itiraf eder.
    Bu itiraftan sadece birkaç gün sonra, Arnold oldukça yüksek bir saman
    yükünün tepesinden düşer ve 3 gün sonra can verir. Gömülmesinden bir ay
    sonra köy halkı, Arnold'un geceleri dolaşırken görüldüğünü söylemeye
    başlar. Onunla direkt temasa geçen kişilerse birkaç gün geçmeden
    ölürler. Birkaç gece saldırısının ardından, konu yetkililere iletilir.
    Arnold'un mezarı açıldığında bedeninin hiç bozulmadığı ve dudağının
    kenarlarında taze kan kalıntıları bulunduğu görülür. Arnold'un kalbine
    bir kazık saplanır ve Arnold yüksek sesle haykırır; bunun üzerine bedeni
    yakılır. Aynı işlem, Arnold'un saldırısı sonucu öldüğü söylenen
    kişilerin bedenlerine de uygulanır.
    Olaydan beş sene sonra, 1731 yılında, aynı bölgede gece saldırıları
    tekrar başgösterir. 3 ay işçinde 17 kişi saldırıya uğrar. Yetkililer
    tarafından ifadeler doğrultusunda açılan bir takım mezarlarda vampirlere
    rastlanır. Bu yeni vampirler de yakıldıktan sonra, bölge tekrar huzura
    kavuşur. Bu olay hakkında aralarında askeri doktorlar ve yöneticilerin
    de bulunduğu tanıkların verdiği ifadeler, bir takım dosyalarda hala
    saklanmaktadır.

    Peter Plogoyowitz: Kisolova adındaki bir Macaristan kasabasında yaşayan
    Peter Plogoyowitz, ölümünden 3 gün sonra geceyarısı kasaba sokaklarında
    yürürken görülür. Zaman içinde Peter, insanlara saldırmaya ve 24 saat
    içinde ölmelerine neden olmaya başlar. Bu olaylar üzerine yetkililere
    başvuran kasaba halkı, Peter'in cesedinin incelenmesi için gereken izni
    alır ve mezarı açarlar. Peter'in cesedinin bozulmamış bir halde olduğunu
    gören halk, kalbine bir kazık saplar ve taze kanın her yere fışkırmasını
    hayret ve korkuyla izler. Peter'in bedeni yakıldıktan sonra, kasabadaki
    kabus biter.

    Çeşitli Kültürlerde Vampiric Varlıklar
    Asasabonsam (Batı Afrika) Demir dişlere ve insan görüntüsüne sahip
    varlık. Ormanda yaşar ve avlanır. Avını yakalamak için kanca şeklindeki
    ayaklarını kullanır.

    Aswang (?) Gündüz insan, gece vampir olan çok güzel bir kız olarak
    tasvir edilir. Kan içeceği zaman büyük bir kuşa dönüşür ve kanı, sivri
    ve içi boş dilini kurbanının boğazına saplayarak içer.

    Asema (Güney Afrika) Gündüzleri yaşlı biri görüntüsünde olan varlık,
    geceleri mavi bir ışık kütlesine dönüşür ve avlanır.

    Baobban Sith (İskoçya) Kız, karga veya kuzgun kılığına girebilen kötü
    perilerdir. Erkeklerin aklını başından alıp kanlarını içerler.

    Bas (Malezya) Genellikle domuz kanıyla beslenen bir varlıktır.
    Medeniyetten uzak durmayı tercih etse de, zaman zaman insan kanıyla da
    beslendiği söylenir.

    Brahmaparusha (Hindistan) Kafasını çevreleyen bağırsaklar ve içinden kan
    içtiği kurukafa ile tasvir edilir.

    Chiang Shih (Çin) Bir ışık kütlesi larak tasvir edilen ve insan kanı
    içen ölülerdir.

    Cihuateteo (Aztec) Geceleri çocuklara saldıran, bembeyaz bir tene sahip
    kadın görüntüsündeki varlık.

    Dearg-Du (İrlanda) Hakkında çok az şey bilinen bu varlıkları durdurmanın
    yolu, mezarlarının üzerini çok ağır taşlarla kapatmaktır.

    Ekiminu (Assyrian) Yarı vampir, yarı hayalet bir yaratıktır. Görünmez
    olabilirler ve insanlara saldırırlar. Ahşap silahla öldürülebildikleri
    söylenir.

    Kappa (?) Yeşil-sarı bir tene sahip yuvarlak gözlü çocuk görüntüsündeki
    varlık. Su kenarlarında, suya yaklaşan canlıları içeri çekip tüm
    kanlarını anüslerinden içmek suretiyle beslenir.

    Kathakano (Crete)

    Lamia (Yunanistan) Yarı insan, yarı hayvan görüntüsündeki varlık. Üst
    tarafı insanken, alt kısmı çoğunlukla yılan formundadır. Kurbanlarını
    yer ve kanını içer.

    Lamiai (Libya) Küçük çocukların kanlarıyla beslenen bir varlık. Aynı
    zamanda, genç erkekleri kendine çekebilmek için güzel kız formuna da
    girebilir.

    Langsuyar (Malezya) Ağaçlarda yaşayan ve çocukların kanını emen bir
    varlık.

    Lidérc (Macaristan) İnsan, hayvan veya ışık görüntüsünde olabilen bir
    varlık.
    Loogaroo (Haiti) Şeytana götürdüğü kan karşılığında büyü gücüne sahip
    olan yaşlı kadın formundaki varlık. Bedeninden çıkarak ışık formunda
    dolaşabilme yeteneğine de sahiptir.

    Nosferatu (Slav)

    Mulo (Gypsy)

    Nora (Macaristan) Şiddetli bir biçimde ölüp, intikam için geri dönen
    ölüler.

    Obur (Bulgaristan) Yüksek sesler çıkaran ve eşyaları yerinden
    oynatabilen kan içici bir varlık.

    Pelesit (Malezya) Genelde Polong ile birlikte hareket eden bir varlık.

    Penanggalan (?) Kafasını elinde taşıyan; yeni doğmuş bebeklerin ve
    annelerinin kanını emen kadın.

    Pisachas (Hindistan) Et yiyen öfkeli varlıklar.

    Polong (Malezya) 3 cm boyunda olup cadılara hizmet eden kadınlar.
    Cadıdan alınan günlük kan karşılığında hizmet ederler.

    Pontianak (Malezya) Baykuş görünümüne dönüşen yeni doğmuş çocuk.

    Rakshasa (Hindistan) Mezarlıkta yaşayan ve büyüler yapan iblisler olarak
    tasvir edilirler. Yarı insan - yarı hayvan olarak tasvir edilirler.

    Redcaps (İskoçya) Eski şatoları ve evleri ele geçiren ruh. Ele geçirdiği
    yerde kalan kişiyi rahatsız ettiği ve kanından almaya çalıştığı
    söylenir.

    Strigoi (Romanya)

    Succubus (dişi)/ Incubus(erkek) (Avrupa) Kurbanıyla cinsel ilişkiye
    girerek, ilişki sırasında salgıladığı cinsel enerjiyle beslenen varlık.
    Evlere davetsiz olarak girer ve başka kişilerin görüntüsüne bürünebilir.
    Kurbanlarıyla genelde birden fazla kez ilişkiye girerler. Succubus'un
    kurbanı, bu olayı bir rüya olarak deneyimler.

    Sukuyan (Trinidad) Geceleri bedenini bırakarak mavi bir ışık topu olarak
    gezinir. Yakalandığı takdirde bir hayvana dönüştüğü söylenir.

    Tenatz (Montenegro) Ölmüş insanların bedenlerini ele geçirip kontrol
    altına alan ruhlardır. Geceleri gezinip, uyuyanların kanlarını içer.
    Mezarlara girip çıkmak için farelere dönüşebildikleri söylenir.

    Tlahuelpuchi (Aztec) Hayvanlara dönüşebilen, ve kurbanlarının kanını
    içen kadın görüntüsündeki varlıktır. Genellikle hindi, köpek ve kediye
    dönüştüğü söylenir.

    Upierczi (Polonya, Rusya) Dillerinin altındaki iğneyle kurbanlarından
    geceleri kan emen vampir. Sadece yakılarak yok edilebilir; ve
    yakıldığında bedeni yok olmak yerine bir sürü küçük sürüngen ve
    kemirgene dönüşecek olan parçalara ayrılır. Yakma işleminden sonra
    ortaya çıkan bu hayvanlardan herhangi biri kaçarsa, Upierczi'nin de
    serbest kalacağı ve intikam için geri geleceği söylenir.

    Ustrel (Bulgaristan) Cumartesi günü doğup, baptizm işleminden önce ölen
    çocuklardır. Gömülmelerinin 9. gününde mezarından çıkıp civardaki
    koyunlara ve diğer hayvanlara saldırdıkları ve kanlarını içtikleri
    söylenir.

    Vetala (Hindistan) Betail olarak da bilinen bu varlık, ölmüş insanların
    bedenlerini kontrol altına alan bir varlıktır.

    Vrykolakas (Yunanistan) Geceleri insanlara saldıran varlık; diğer
    kültürlerde Lampir (Boşnak), Vurvulak (Albanian), Upirina Vukodlak
    (Sırbistan) olarak da bilinir.

    Yara-ma-yha-who (Avusturalya) 1-1,5 metre boylarında kırmızı, dişsiz,
    kısa boylu, büyük kafalı ve el-ayak parmakları ahtapot görüntüsünde olan
    insanımsı varlık. Ağaçlardan insanlar üzerine atlayıp el ve ayak
    parmaklarıyla kanlarını içtikleri söylenir.

    Yatu-Dhana (Hindistan) Raksha'ların artıklarıyla geçinen varlıklardır.

  16. #495
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    Vela Supernovası

    Galaksimizde, 1.300 ışık yolu ötede yani 12.300 yıll öncesinde, Vela Takımyıldızı´nda bir süpernova patlaması oldu. Patlama, 11.000 yıl önce 10 magnitute derece parlaklıkta dünyadan görüldü; bu parlaklık dolunayın 7 gün sürmesi kadardı. Şu anda ise bizler patlamanın artıklarını 1.000 ışık yılı uzaklıktan görüyoruz. Patlama özellikle Akdeniz ufkunda görüldü yani Ay kadar parlaktı. Çıplak gözün görme yeteneğine göre, süpernovanın ışınlarının yaygınlığı Ay´ın çapını dahi aşıyordu. Bu muhteşem bir uzay dansıydı, akıl ötesi bir bir ateş kütlesi tüm renklere dönüşerek bir gayzer gibi fışkırıyordu. O zamanın gözlemcileri patlamayı nabız gibi atarken görüyorlardı. Büyük olasılıkla ormanlarda ve yerleşim merkezlerinde yaşayanlar gölge oyunları da gördüler.

    Vela sözcüğü İspanyolca ve gözlemek anlamında. Akadlar Sümer ülkesine Sümer Toprağı anlamında, Gözlemcilerin Toprakları diyorlardı. Süpernova, Michanowsky´in araştırmalarına göre Sümerliler tarafından görüldü ve kaydedildi; 4.000 yıllık bir yazıtta "Yaradılış Tarihi" başlığı altında; "Tanrı Ea´nın Vela´daki dev yıldızı" deniyordu. Timothy Ferris´e göre Mısır´ın Ankh´ı ve Tanrı Toth süpernovayı simgelemektedir. Böylesine büyük bir patlamayı bizlerin hayal etmesi dahi mümkün değil, gördüğünüz fotoğraflarda bir diğer süpernova patlaması yer alıyor; galaksinin 1940 yılındaki fotoğrafında olmayan patlama, bir yıl sonraki fotoğrafta açıkça görülüyor. Kimbilir oralarda neler oldu? Ve acaba şimdiki görüntü nasıl ama bunun için beklememiz gerekiyor...

  17. #496
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    atlantisin gizemi

    Atlantik Okyanusu'ndaki muhteşem efsanevi ada Atlantis,Aralarından Eflatun'un da bulunduğu Antik Çağ'ın pek çok yazar ve düşünürünün eserlrinde anlatılmaktadır.Milattan yaklaşık 600 yıl kadar önce Atina'lı kanun koyucu Solon'a bir grup Mısırlı Rahip denizin ortasında bulunan fantastik bir krallıktan söz etmişlerdi.Bu rahipler,Solan'a bu krallığın 9.000 yıl kadar önce çok güçlü bir karallık olduğunu anlatmışlardı.

    Eflatun'un anlatığı öyküde de Atlantis'in birbiri içine geçmiş bir kaç adadan oluştuğu söylenmektedir.Ortada bir su kanalıyla çevrili bir ada bulunmaktadır.Bu su kanalı da çemberimsi bir adayla çevrilmiştir.Tümü iç içe dokuz su ve dokuz da kara çemberi bulunmaktadır.

    Atlantis hükümdarı ,Yunan mitolojisinde Poseidon adı verilen deniz tanrısı Neptün'dür.Neptün burada karısı Cleito ile birlikte yaşamaktadır.Beş ikiz olmak üzere toplam on tane oğulları bulunmaktadır.Bu on erkek çocuktan Atlas adını taşıyan biri en ortada bulunan odanın kralı olur.Diğer dokuzu ise geri kalan çember şeklindeki dokuz adanın hükümdarı olurlar.Atlantis'in kralları ve halkı işte bu on çocuktan türemiştir.

    Atlantis zengin ve müreffeh bir ülkedir.Atlantis kenti de kırmızı ve siyah taşlardan inşa edilmektedir...Kent çok güzel imar edilmektedir.Evleri belirli bir düzen ve uyum içinde yapılmaktadır.Evlerin çok güzel olmasına özen gösterilmektedir.Çatıları kırmızı bakırdan yapılmakta öyleki güneş vurduğunda hepsi prıl prıl parlamaktadır...Ortadaki ada en güzel inşa edilenidir.İki tane görkemli tapınağıyla gerçekten göz alıcıdır.Tapınaklardan biri Neptün ve Ceito'nun anısına yapılmıştır.Bu tapınağın çevresine altından bir duvar yapılmıştır.Yalnızca Neptün'ün anısına yapılan diğer tapınağın çevresinde ise gümüşten bir duvar bulunmaktadır. Çatısı ise fildişinden ,bakırdan altından ve gümüşten yapılmaktadır.

    Fakat her güzel şeyin olduğu gibi Atlantis'in bu altın çağının da sonu gelmiştir.Bu nedense garip bir yazgıdır.Atlantis de bu yazgının dışına çıkamadı....Halk bu şaşaalı yaşam sonunda çok büyük bir yozlaşmaya uğradı.Bu yozlaşma sonunda disiplinlerini kaybettiler ve Atinalılar tarafından yenilmekten kurtulamadılar...

    Ancak felaket bunlarla da bitmedi.Tanrılar Atlantisliler'in şımarıklığını daha büyük bir felaketle cezalandırmaya karar vermişlerdi.Ve bir gün ne olduysa oldu bir gece içinde okyanus bu dokuz çember şeklindeki adayı yuttu

  18. #497
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    Antarktika'daki Gizem

    Son zamanlarda Antarktikadan gelen sıradışı raporlar bilim dünyasını şaşkına çevirmiş durumda. Bunlara neden olan bu donmuş durumdaki kıtadaki anormal buluş.
    Tüm bunlar 1957 yılında rusların bu en uzak kıtada Vostok ismiyle geçen bir araştırma merkezi kurmalarıyla başlıyor. 1970'lerde radarlar vasıtasıyla yapılan yüzey araştırmaları sırasında ,geçte olsa merkezlerini buzun altındaki dev bir gölün ucuna kurduklarını farkettiler. O zamandan beri yörüngedeki uydular ve yüzeydeki sismik ölçümler, Vostok gölünü, katı buzun neredeyse 2 mil altında , son 100 yılda keşfedilmiş - büyüklüğü en derin yeri 915 metre olan Kanada'daki Ontario gölüne eşit ve hacmi 4 katı - en büyük gölünü tespit etti.
    Göl hala sıvı halde ve donmamış durumda. 13 bin ila 14 milyon yıldır da dış dünyadan izole edilmiş durumda. Yani kıtanın buzla kaplandığı tarihten bu yana. Gölün suları 50 ila 65 derece, ve bir ısı kaynağına sahip olduğu kesin. Ayrıca tüm göl su-hava karışımı ( sıcak su buharı ve üstündeki buzun erimesi) ile dolu 1000 metreden yüksek bir kubbe ile çevrelenmiş durumda. Birkaç yıl önce yapılan kazılarla buz tabakasının oldukça altında ve göle yakın bir noktadan aldıkları örneklerde mikroplar, çeşitli gazlar - metan gibi - daha sonradan donmuş, gölün kubbesi üzerindeki buz tabakasında tespit edilmiş. Elde edilen örnekler tipik biyolojik oluşumları ifade ediyor. Bu yüzden Vostok gölü akıl almaz bir karışımı barındırıyor : Dış dünyadan tamamen izole olmuş bir eko sistem , su, ısı , gazlar , ve hali hazırdaki biyolojik aktivite.
    1998 yılında NASA tarafından ideal test alanı olarak kabul edilmesi çok önemli bir gelişme. Jüpüter'in aylarından Europa'daki buzulun altında olduğu varsayılan okyanusta araştırma yapmak için geliştirilecek steril sonda teknolojisi için ideal bir hedef durumunda.
    Scientific American'a göre , Ulusal Bilim Kuruluşu aniden planları değiştirdi ve bir robot sonda ile göle dalmaya karar verdi. Saptanan tarih ise : 2002. Daha önce 1999 yılında ortaya atılan proje 2004 yılına ertelenmişti. Şimdi ise 2002 de göle doğru dalış yapacak robot sondanın 2003 yılında örneklerle beraber geri döneceği hesaplanıyor. Frank D. Carsey'in anlatımına göre , dış yüzeyden yabancı bir yaşam formunun göle bulaşmaması içinde ilk 3,5 kilometrelik delmenin kaynamış su ile yapılması ve robotun bu noktaya yerleştirilmesi planlanıyor. Ardından açılan deliğin donarak kapanması beklenecek ve silindir şeklindeki sonda kendini sterilize edecek. Daha sonra da ısı üreterek önündeki buzu eritip göle doğru yoluna devam edecek. Robot'a bağlı bir kablo kendisiyle beraber hareket ediyor olacak. Fakat Frank D. Carsey'e göre şuan asıl sorun şu, "Hiç kimse, ulusal veya uluslararası , yeterince temiz'in ne olduğunu söyleyemedi" , " Bizim gelecekteki çalışmalarımız için bir hedefe ihtiyacımız var."
    Yaklaşık 20 milyon dolara malolacak proje için, NSF ve NASA( National Aeronautics and Space Administration) gerekli aygıtın ve sondanın yapılabilmesi için ödemede bulunmayı önerdiler. Carsey'in NASA'dan aldığı ödenek, komplike bir robot prototip içindi. Carsey,"Aygıtı bu yaz tamamlayacağız fakat yeterince test etme olanağımız olmayacak " demişti.
    Columbia Üniversitesinden uzmanları, NSF'nin desteğiyle yaptıkları araştırmalarda gölün altındaki yerçekimi, manyetizma ve termal aktivitelerin haritalarını çıkardılar. Ve önemli bir bulguya ulaştılar. Gölün güneydoğu kısmındaki kıyısında büyük manyetik anormallikler tespit ettiler. Bu olağan dışı anormallik, zeminle olan 1,000 nanotesla'dan daha fazla bir uyumsuzluktu ve doğal bir oluşumdan kaynaklanıyor olabilirdi.
    Kolombiya Üniversitesinden Michael Studinger'in önerdiği bir teoriye göre, Dünya'nın kabuğu gölün tabanında , Antarktika'nın geneline oranlar daha ince bir kalınlığa sahipti ve gölün oluşumu sırasında gerilmişti. Bu da oraya özgü "manyetik anormalliği" açıklıyordu. Fakat jeofizikçi Ron Nicks gibi başkaları, bu teorinin zorluğundan bahsettiler. Nicks bu incelti alttaki kayaları ısıtacaktı ve buda kabuğun manyetik yeteneğini azaltacaktı. Farklı teorilerde ortaya atılıyor tabiiki. Bir metal yığınından kaynaklanabileceği ve gömülü kalmış çok eski bir kentin kalıntıları olabileceği şeklinde.
    Ama son zamanlarda yayılan ve kabul edilmeye başlanan catastrophism ( felaket, yıkım) görüşü standart jeolojik modellere alternatifler sunuyor. Klasik jeolojiye göre bu yavaş yavaş oluşmuş bir durum. Ama bulunan bir çok kanıt ( Vostok'ta yapılan buz kazıları ve elde edilen veriler gibi) iklimdeki değişikliğin aniden ve çok kısa bir süre içinde gerçekleştiği yönünde. Kıyamet teorilerine göre ani bir kutup kayması buna neden oldu yönünde. Birçok araştırmacı, çok çeşitli kanıtlarla, böyle bir kaymanın 13,000 yıl önce olduğunu ortaya koyuyorlar. Kutup kayması teorisine göre, Antarktika ılıman bir iklime sahipti hatta ormanları vardı. Dünya'nın normal düzenindeki ani bir değişim kıtayı bu buz cehennemine hapsetmişti ve aynen Mars'ın bazı bölgelerinde de olduğu gibi. Ama sonuçta herkesin kabul ettiği, her nasıl olduysa.
    Ancak Kolombiya üniversitesinin "Vostok manyetik anormallikleri" keşfinin sızmasından sonra JPL (NASA Jet Propulsion Laboratory) anlaşılmaz bir nedenle Vostok araştırma programını geri çekmesiydi. Sebep olarakta ,"çevresel nedenler" ileri sürüldü. Taa ki, JPL sözcüsünün bir basın toplantısında kutup araştırma programının NSA (Ulusal Güvenlik Kurumu) tarafından devralındığını itiraf etmesi ve su yüzüne çıkan rapora dek. Bu rapor internet üzerinde bir fırtına etkisi yarattı.
    Birçok kaynak hemen "Vostok Anormalliğinin" yerine ve bir gerçeğe işaret etti. Koordinatlar "X-Files" filmindeki büyük uzay gemisinin bulunduğu noktaya gerçekten çok yakındı. Ayrıca Rus Vostok üssüde, filmde verilen tüm koordinatlara hemen hemen uyuyordu. Tüm bunlar X-Files dizisi yapımcısı Chris Carter'in hikayelerinin kimi zaman gerçek kaynaklara dayandığı fikrinin pekişmesine neden oluyor. Veya buzla çevrilmiş 3000 millik bir alana yayılan Vostok Gölü ve manyetik anormalliği, şaşırtıcı bir biçimde bir Fransız romanı olan "Subterranean" da bahsedilen, Antartik uzmanların buzların altındaki kayıp ve yaşayanların bulunduğu bir kent hikayesinede tıpatıp uyuyor. Anlatıları aynı yönde ve ilginç hikayeler aynı zaman aralığında benzer hikayelerden, yer altı dünyasından bahsediyorlar.
    2000 yılı aralık ayına ait bir rapor ( http://www.npr.org/news/healthsci/antarctica/index.html ) Antarktika'daki McMurdo istasyonundan bir kişinin karışıklık çıkardığı ve bir UFO'nun Antarktika'ya indiği dedikodularını yaydığı yönündeydi. Hatta McMurdo'nun üzerinde uçan bir uzay gemisinden bahseden bir afiş elden ele yayılıyordu. Ve söylendiğine göre sorumlu kişiler ilk uçakla kıtadan sınırdışı edilmişti. Fakat tuhaf olan, aralarında Vostok anormalliğinin tespit edildiği bölgenin üzerinde olağanüstü geometrik kum tepeleri keşfeden bir Rus bilim adamınında olduğu , en az 3 bilim adamı son iki sene içerisinde Antarktika'da ölmüştü. Bir başka tuhaflıkta ölen kişilerin hepsinin 30-40 yaşlarında genç erkekler oluşuydu ve rapor edilmemiş oluşuydu.
    JPL'nin basın duyurusu, henüz raporun doğruluğunun kanıtlanmadığı ve tuhaf olayların güney bölgesinde hala devam ettiği yönündeydi. Olay ilk olarak Güney kutbundaki bir doktor (Amundson-Scott istasyonu) tarafından rapor edilmişti ve bugüne kadar eşi görülmemiş bir biçimde hava yoluyla nakliyeye ihtiyaç olduğunu belirtmesiyle ortaya çıkıyor. Safra kesesi taşıyla ilgili bir komplikasyondan ötürü ! Ardından tesadüf eseri, başka raporlarda su yüzüne çıkıyor. 4 tıbbi olay daha yaşanıyor ve yine daha önce yaşanmamış biçimde nakliyelere ihtiyaç duyuluyor, McMurdo istasyonundan, kıtadaki en büyük Amerikan üssünden. Ölümler rapor edilmeden önce , olağanüstü bir tıbbı durum yaşanıyor. Halk arasındaki söylentiler Yeni Zelanda'dan gelen birinin kendisiyle beraber getirdiği bir enfeksiyonu, dış dünyadan izole durumda yaşayan kıtadaki kişilere bulaştırdığı şeklinde.
    Fakat bu olanaksız gözüküyor. Çünkü Antarktika'ya gitmek isteyen kişiler tüm bu kontrollerden geçmeden gidiş izni alamıyorlar. Birkaç gün karantinada bulunduruluyorlar ve yanlarında getirebilecekleri bir enfeksiyon olmadığından emin olunuyor. Ayrıca Antarktika'nın çevresel şartları virüsler ve diğer mikrobik yaşam formları için dayanılması olanaksız bir ortam sunuyor ve kıta genelindeki soğuk nedeniyle yok oluyorlar. Hatta Antarktika'da hiç kimsenin grip olmayacağını söyleyebiliriz.
    Peki ne olmuş olabilir? İki olasılık düşünülebilir,
    Birincisi, özel bir proje ile tüm bilimsel ve çevresel ilkelere ters düşecek bir şekilde, buz delinerek Vostok gölündeki ekosisteme ulaşıldı. Ve projeyle ilgili kişiler , 13 bin ila milyonlarca yıldır buz içinde kalmış mikro-organizmalara karşı karşıya kaldılar. Ve daha sonra, ilk olarak 4 olağanüstü tıbbı durum, 5 olarak değiştirilir... şimdi ise 12 McMurdo personeli tıbbi nedenle tahliyeye ihtiyaç duyar Antarktika'nın kış zamanında. Bu tehlikeli virüs merkezin kış mevsimindeki personeline yayılmaktadır ve merkezin tıbbi yeteneklerine rağmen kontrol altında tutulamamıştır. Ama daha da ilginci, rahatsızlanan kişiler araştırma görevlileri veya uzun dönem destek personeline değil, Raytheon şirketine ait çalışanlardır. Amerikan hükümetinin dünya çapında yürüttüğü programlarında bulunan bir high-tech şirketi.
    Eğer bu olasılık doğruysa, bu gizli programlardan biri fiyaskoyla sonuçlanmış olur. Amundson-Scott merkezinin raporundaki bir başka noktada, doktorun tuz stoklarının azaldığını söyleyerek tuz getirilmesi gerektiğini söylemesi. Hatta gelecek olan ekibe, "ceplerini dahi tuz paketleriyle doldurmalarını önermesiydi" , kurtarma helikopterinde hiç yer yokmuş gibi!
    Tuz, Antarktika'da hayatta kalmak için çok önemli bir gereklilik. Hava çok kuru olduğundan , yeterli tuz stoğu olmaması halinde, dış ortamdaki bir insan mineral ve su kaybı nedeniyle ölecektir. Buda gösteriyorki, bunca yıldır açık olan bu üs, bir sonraki erzak uçağı gelene dek ne kadar tuz stoklaması gerektiğini biliyor olmalıydı. Peki nasıl olduda aniden tuzsuz kaldılar?
    Belki özel bir durum yaşadılar ve belki de Raytheon'dan gelen uzmanlar ve mühendisler planlanandan daha fazla süre dışarda kaldılar ,dondurucu rüzgarların içinde buzu kazmak için saatler ve saatler harcadılar ve normalden fazla tuz harcamak zorunda kaldılar.
    Bu ani olay ve tehlike için diğer olasılık ise,
    Raytheon personeli Vostok'un altındaki gizli kazılarında gerçekten birşey buldular. Ve yanlarında götürerek daha derin incelemek istediler. Ve salgını Yeni Zelanda'dan gelen büyük kargo uçağı C-130'un McMurdo'yu ziyaretini ve çok önemli birşeyi kıtadan götürüşlerini gizlemek için kullandılar. Birkaç basit ima ve internet üzerinde yayılmasını beklemek yeterliydi.
    Arthur C. Clarke'ın "2001 - Uzay Serüveni."
    Bu ilginç senaryo, izole edilmiş bir yerde keşfedilen bir manyetik anormalliği, gizli bir kazıyı ve çok eski bir yapının ortaya çıkarılışı, gizli çalışmanın bir salgın hastalıkla üstünün örtülmesi'ni içeriyor. Hepsi Clarke ın hikayesinde mevcut. Tek fark olayın geçtiği yerde çıkıyor, Antarktika'nın yerine Ay. Belkide Clarke 30 yıl önce yazdığı bu hikayesinde birşeyler biliyordu.

  19. #498
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    cadı efsaneleri

    Salem Cadilari :

    Salem cadılarının bilinen öyküsü şöyle; Aslında Salem Cadılarının (gerçek cadı oldukları şüphe götürür bir gerçek) 1692-93 yılları arasında yaklaşık 130-140 kişinin tutuklanmasına ve 19 kişinin asılmasına ve 1 kişininde ezilerek öldürülmesine sebep olan kızlar oldukları sanılmaktadır.



    İngiliz kolonilerinin yaşadığı Massachusetts yakınlarında bulunan Salem Kasabasının önde gelen tüccarlarından, Samuel Parris, bir dönem Barbados'la ticaret yapmış, oradan gelirken de yanında eşine ev işlerinde yardımcı olabileceklerini düşündüğü bir çift köle getirmişti;Jhon ve Tituba. Tituba, Parris'lerin 9 yaşındaki kızı Betty ve 11 yaşındaki yeğenleri Abegail'in bakıcılığını yapıyordu. Özellikle kışın soğuk havalarda kızlar evin dışına çıkamıyorlar ve vakitlerinin çoğunu Tituba'nın yanında geçiriyorlardı. O da onlara can sıkıntılarını atmaları için bir sürü vudu büyücüleri ve büyüleri içeren Barbados hikayeleri anlatıyordu. Onları şok edebilecek kadar ilginç ve kötü öğeler içeren bu hikayelerden etkilenmeye başlayan kızlar, çok geçmeden Tituba'dan aldıkları bilgilerle kasabadaki yaşıtları olan diğer kızlarla birlikte karanlık işlerle uğraşmaya başladılar. İlk zamanlar bir bardak içindeki suya yumurta akı koymak süretiyle ilkel olarak oluşturdukları kristal kürelerde birbirilerinin fallarına baktılar, birbirlerinin kocalarının neye benzeyeceği konusunda yorumlar getiriyorlar ve eğleniyorlardı. Ancak eğlenceli ve can sıkıntısını gideren bir oyun gibi devam eden olay, bir kabusa dönüşmeye başladı.



    1692 yılının Ocak ayından sonra, kızlar sara gibi nöbetler geçirmeye, garip sesler çıkarmaya, yerlerde ve çukurlar içinde sürünmeye, acı içinde vücutlarının eğip bükmeye başladılar. Kızlar, Tituba'nın büyüleriyle olan ilgilerini gizlemek için mi yoksa gerçekten büyülenmiş olabileceklerinden korktuklarından mı bilinmez; kasabada o güne kadar bu tür olaylarla hiç adları geçmemiş cadıları (!) suçladılar.



    O dönemlerde cadı büyülerinin hastalık ve ölüm sebebi olduğuna ve cadıların güçlerini Şeytan'ın kendisinden aldıklarına inanılırdı. Bu sebeple bu acılar içindeki masum (!) görünüşlü kızların acılarının sona erdirilmesi için onları bu hale koyan cadıların bulunmasına karar verildi. Soruşturma sırasında kendi yaptıklarının ortaya çıkmasından korkan kızlar bazı isimler vermeye başladılar.



    Soruşturmadan hemen önce, Mary'nin teyzesi cadıları bulmak için büyüden yararlanmak istedi ve Tituba'ya tarifi eski İngiliz reçetelerinden alınan bir Cadı Pastası yapmasını emretti. Çavdar ve büyülenmiş kızların çişleriyle yapılacak olan pasta, bir köpeğe yedirilecekti. Sonrasında da köpek ya çıldıracaktı ya da gidip yeni sahibi olan cadıyı bulacaktı. Parris, Şeytan'dan kurtulmak için Şeytan'dan fayda bekleyen bu kadına çok kızmıştı, fakat artık olanlar olmuştu. Parris kilisede; "Aramızda Şeytan geziniyor, Öfkesi yıkıcı ve korkunç olacak ve en kötüsü ne zaman susturulabileceğini ancak ve ancak Tanrı bilir" diye konuşma yaptı.



    İlk suçlananlar; Tituba, kocasının yokluğu zamanında ailesiyle tek başına kalan Sarah Good ve uşağı ile evlenmeden aynı evde nikahsız yaşayan yaşlı kadın Sarah Osborne oldular ve bu üç kadın hemen tutuklanarak mahkemeye çıkarıldılar. Kadınların sorguları esnasında ise küçük kızlar (Cadılar) sara nöbetleri geçirmeye başladılar ve cadıların hayaletlerinin mahkeme salonunda dolaştıklarını, onlara; saldırıp tırnakladıklarını, ısırdıklarını söylediler. Mahkeme heyeti tarafından bunları yaptırmamaları konusunda uyarı alan Sarah Good ve Sarah Osborne masum olduklarını ve olaylarla bir ilgileri olmadıklarını yinelediler. Cadı pastası olayından bu yana sürekli olarak Parris'ten dayak yiyen ve küçük kızlara anlattığı hikayelerin ortaya çıkmasındna korkan Tituba, cadı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Kendisini kurtarmak için ise; kapkara bir köpeğin onu tehdit ettiğini ve kızlara işkence yapması için zorladığını, biri kırmızı diğeri siyah iki kedininde onu emri altına almış olduğunu söyledi. Ayrıca geceleri her iki Sarah ve onların hayvanları ile birlikte cadı toplantılarına uçarak gittiklerini anlattı. Bununla birlikte onu evvelki gece küçük Ann'iye saldırmak için zorladıklarını söyledi. Bu itiraflar sırasında "Bir evvelki gece cadılar benim kafamı kesmeye çalıştılar" diyerek bağırdı Ann. Bunun üzerine küçük Ann'iden de tasdik gelince kadınların üçününde cadı (!) olduklarına kesinlik getirildi. Tituba ölüme gideceğini anlayınca esas büyük darbeyi Salem Kasabasına indirmeye karar verdi ve cadıların üç kişiyle sınırlı olmadığını açıkladı. Ona göre Salem'de 6-7 kişilik bir cadı grubu vardı ve bu grup uzun boylu, beyaz saçlı ve hep siyah cübbeler giyen gizemli bir adam tarafından yönetiliyordu. Sonraki günlerdeki sorgularında Tituba siyahlar içindeki bu adamın gelip kendisine defalarca Şeytan'ın defterini imzalatmaya çalışmıştı ve o arada defterde Salem'de yaşayan 9 kişiye ait imzayı gördüğünü anlattı. Kızların üzerinden hayaletleri çekmesi için uyarılan kadınlardan yaşlı olan Sarah Osborne ağır zincirlere dayanamadı ve öldü. Bu dava içindeki ilk ölümdü. Böylece ilk iki Cadı (!) Boston hapishanesine gönderilirken mahkeme heyeti diğer cadıların peşine düşmeye karar verdi.



    Kasabada yaşayan cadı grubunun haberini alan mahkeme kızları daha fazla isim vermeleri için zorlayınca, Ann Jr. daha önceden intikam duygusuyla dolu olan annesininde zoruyla kasabanın kongre üyelerinden birisinin karısı olan Martha Corey'i suçladı. Martha küçük Ann'iyi bu saçma suçlamadan vazgeçirmek için onu ailesinin yanında ziyarete gitti. Ancak Ann korkunç nöbetler geçirmeye başladı ve onun hayaletinin bir adamı kazan içinde pişirirken gördüğünü söyledi. Kızlardan Mercy ise, başka cadılarında ona katıldığını ve kendisini Şeytan'ın defterini imzalaması için zorladıklarını anlattı. Marta Corey mahkemede kendisini savunurken oldukça başarılı idi. Ne varki kızlar onun savunması sırasında derin acılar içindeydiler ve mahkemeye ısırık izlerini gösteriyorlardı. Kasaba Heyetinden olan Kocası bile onu itiraf etmesi için zorlamıştı.



    Bir sonraki sanık ise bölgenin önde gelen isimlerinden Rebecca Nurse idi. İlk mahkeme sırasında eğer bu iki kadın suçlanmış olsalardı sanırız ki mahkeme heyeti kızları yalancılıkla suçlayacaktı. Ancak olaylar öyle bir hal almıştı ki herkes kızların ağızlarından çıkacak isimlere bakıyordu. Rebbeca'yıda yine Ann Jr. annesi suçlamıştı. Diğer kızların da kendilerini tasdiklemesi üzerine aslında kilise mensubu olan bu kadında okkanın altına gitti. Bu arada Sarah Good'un 4 yaşındaki kızıda bu suçlamalardan nasibini aldı ve annesi ile birlikte çalışmaktan suçlandı.



    Bu karambol esnasında Mary'nin yanlarında hizmetçi olarak çalıştığı Procten ailesi (Ki bu aile eğer nöbetler geçirmeye devam ederse Mary'i çok kötü döveceklerini söylemişlerdi ve bu da bir nevi cadılık sayılırdı), Rebbeca'nın kızkardeşi (çünkü ablasının asılsız olarak suçlandığını iddia ediyordu) ve tabiki meşhur Tituba'nın herşeyden habersiz kocası Jhon tutuklandılar. Kızlardan Abegail ise Mary'i defteri imzalamış olmakla suçladı (Çünkü Mary yanında çalıştığı aileden korkmuş ve yaptığı suçlamaları geri çekmek zorunda kalmıştı). Böyle küçük kızlar kendi aralarında bir oto kontrol mekanizmasını oluşturdular. Ya cadı olarak birilerini suçlamak zorundaydılar ya da kendileri cadı olarak suçlanacaklardı. Mary ile Martha'nın kocası olan Giles, uzun yıllardır Salem Kasabasında yaşayan ve Sansasyonel partiler veren Bridget Bishotl ve zaten aklı yerinde olmayan ve cadı suçlamasını seve seve kabul eden Abegail Hobes'ta tutuklandılar.



    Nisan ayında mahkeme, bu aklı bozuk kadının suçlamalarına dayanarak kasabadan 9 kişiyi daha tutukladı. (Çok yaşlı bir adam olan Nenemiah, kendi anne ve babası, Birdget'in oğlu ve karısı, Rebbeca'nın diğer kardeşi Mary Esty, Zenci bir köle, Sarah Wilds ve Zengin bir tüccarın karısı olan Lina English). Artık mahkemeye sanık olarak sadece Salem Kasabasındakiler değil komşu kasabadakiler bile çağrılır hale gelmişti olaylar. Sanıklar sürekli iddiaları reddediyor, kızlar ise ısrarla nöbet ve çığlık krizleri ile birlikte onları suçlamaya devam ediyorlardı. Yeni sanıklardan ise sadece Nenemiah'ın bir cadı olmadığını açıkladılar. Bu hesaplarına göre onlar; yaşlı, savunmasız ve suçsuz insanları suçlamayacak kadar masum (!) ve acı çeken zavallı (!) kızlardı. Diğerleri ise tutuklandılar. Olaylar çok kısa süre içinde gelişiyordu. Nisan ayının sonuna gelindiğinde ise 6 cadı (!) daha tutuklandı. Artık sanıklar ve hikayeleri o kadar çok artmıştı ki herkes olayın başlangını bile unutmaya başlıyordu nerdeyse. Bu hikayeler içinde en ilginç olanlardan birisi ise şöyle gelişmişti: Maine'de oturan George Burroughs tutuklandı ve mahkemeye çıkarıldı. Eski zamanlarda Salem Kasabasında bir süre papazlık yapmış bir adamdı ve o dönemde kasaba sakinlerinin bir kısmı ile tabiki özellikle Ann Jr. annesi ile pek geçinememişti ve bu da intikam için oldukça iyi bir yoldu. Onu ilk suçlayan Ann Jr., bir papazın kendisine imzalaması için defteri getirdiğini ve adının ise Burroughs olduğunu söylediğini, bundan önce ise bir çok insanı kurban ettiğini artık kendisinin cadı'dan bile üstün mertebede şeytana çok yakın bir varlık olduğunu anlattı. Senaryo birbirine çok iyi bağlanıyordu. Herkes Tituba'nın bahsettiği siyah cübbeli adamın bu olduğuna emin olmuştu. Mahkeme cadı grubunun efendisini, şeytanın uşağını yakalamış olmakla müthiş bir gurur duymaya başladı ve tutuklanmalar son hızıyla devam etti.



    1692 yılı Mayıs ayının sonu geldiğinde küçük kızların suçlamaları yüzünden hapiste ve sorguda olmak üzere nerdeyse 95-100 kişi kadar tutuklanmıştı. Bazı yasal zorunluluklardan dolayı bu suçlular bir üst mahkemeye çıkana kadar beklemek zorundaydılar. Massachusetts'den yetkili bir yargıç gelince asıl davalar Haziran ayını buldu. Davası ilk sonuçlanan Bridget Bisholt oldu iki gün sonrada asıldı. Bu arada Yargıçlardan birisi kızların mahkeme sırasında gördükleri hayaletlerin yeterli delil oluşturmayacağını ve davaların düşmesi gerektiğini savunarak mahkeme heyetinden ayrıldı. Tabiki onun bu hareketi cadılıkla suçlanmasına sebep oldu. Masum (!) kızlar önlerinde hiçbir engel tanımıyorlardı. Bu hayalet görme olayları mahkeme heyetince de çeşitli uzun tartışmalara konu oldu ve sonuç olarak bunların tam bir delil teşkil edilemeyeciğine karar verildi ve başka güvenilir yollar aramaya başladılar. Cadıları kızlara dokundurmaya karar verdiler ve bu da diğerinden farklı değildi. Kızlar acı dolu çığlıklarla nöbetler geçirmeye devam ettiler ve sonuçta 20 Hazirana gelindiğinde 6 kişinin daha asılmasına karar verilmişti bile.



    Bu arada mahkeme sırasında ilginç bir lanet olayıda oldu. Mahkeme başladığından beri cadı avcısı olarak bulunan Peder Noyes Sarah Good'u itiraf etmeye zorluyordu. Fakat Sarah kendisine "Ben senin bir büyücü olduğundan daha fazla cadı değilim. Eğer sen şimdi canımı alırsan, bir gün Yüce Tanrı sana içmen için bolca kan verecek" diye haykırdı. Peder Noyes olaylardan yaklaşık 25 yıl sonra büyük bir iç kanama geçirdi ve öldü.



    Kızlar artık kasaba içinde erişilmez bir güce sahip olmuşlardı. Bu arada komşu kasabadaki cadıları (!) tanımadıkları için isimlerini bilmiyorlar ve oradaki halktan bazılarını çağırıp dokunma testi yapıyorlardı. Bu arada bazı sanıklarda kendilerini idamdan kurtarabilmek için başkalarının isimlerini veriyor beni olaya bu zorladı, bana şöyle yapmamı söyledi gibi yalanlarla davayı dallandırıp budaklandırıyorlardı. Komşu kasabadan bir yargıç ve eski bir valinin oğlunu suçladılar, işin en ilginci ise aynı kasabadan iki köpekte bu suçlamalardan nasibini aldı. Yüzlerce insan yargılandı bir o kadarı dokunma testinden geçti. Ağustos ayına gelindiğinde 4 kişi daha darağacında sallandı. Peder Burroughs ise tam asılmadan önce yüksek sesle dua ederek izleyenler ve halkın arasında söylentilere neden oldu. Çünkü o zamanki inanışlara göre Şeytan ya da onun uşakları dua edemezlerdi. Ancak kızların bastırılamaz hırsları sayesinde o da asılmaktan kurtulamadı ve hristiyan adetlerine göre gömülmeyi haketmediği için bir tepe üzerindeki sığ ve küçük mezara diğerlerinin yanına gömüldü. Eylül ayında ise aynı tepedeki mezarlara 8 kişi daha gönderildi.



    Yargılama sırasında suçlamaları asla kabul etmeyen zengin ve varlıklı Giles Corey, dava sonucunda mal varlığına el konulacağını biliyordu. Bunun olmasını istemediği için davaya bakan mahkemeyi tanımadığını söyledi. Böylece mahkeme dayava bakamayacağı gibi mal varlığınıda korumuş olacaktı. Ancak Mahkemenin buna tepkisi hiçte Corey'in beklediği gibi olmadı. Salem meydanında halka açık bir yerde Corey yere zincirlendi ve üzerinde büyük bir tahta plaka konuldu. Bu plakanın üstü çok ağır bir taş yığını ile kapatıldı. Corey ezilmeye başlamıştı ancak yinede itiraf etmiyordu suçunu ve üstüne üstlük daha fazla taş koymaları için onlara bağırıyordu. Bir ara fazla basınçtan dili bile dışarıya fırlamıştı. Daha fazla taş konulduğu zaman Corey dayanamadı ve öldü. Daha sonra olaya bir açıklık küçük Ann'iden geldi. Corey Şeytanın defterini imzalarken asılarak ölmeyeceğine dair Şeytandan garanti almıştı.



    O dönemde kimse tarafından tam olarak bilinmese bile bunlar son idamlardı. Kızların suçlamaları tam bir histeri krizi durumuna ulaşmıştı ve en sonunda Mahkeme Heyeti Başkanı Phips'in karısını bile cadılıkla suçladılar. Bunun sonrasında 29 Ekim tarihinde Phisp mahkemeyi dağıttı, fakat hapishaneler cadılarla (!) doluydu. İşlemlerin bitirilmesi için umumi mahkemeler görevlendirildi, artık davalara Salem'de değil her cadının kendi yaşadığı kasabada bakılıyordu.



    Olayların sonuna doğru kızların gördüğü hayaletler mahkemece delil olarak kabul edilmeyince suçlamaların büyük bir kısmı düşmüş oldu. En son davaya ise Mayıs 1693 yılında bakıldı ve kalan diğer tüm sanıklar suçsuz bulundu. Böylece kabus artık sona eriyordu. Aslında olayların başlamasına sebep olduğuna inanılan Tituba serbest bırakıldı ve mahkeme masraflarının karşılanabilmesi için bir köle tacirine satıldı. (Mahkemeye Özel Not: O dönemlerde sanıkların çoğu suçlamaları inkar ettikleri için tutukluluk süreleri ve davaları uzun sürmüştü ve tabiki işkence gördükleride katılırsa ortaya çıkan tüm masraflar sanıklara ödettirildi.)



    O dönemlerde yaşanan olaylar bu güne kadar video film piyasalarında bulunan bir çok filme konu olmuştur ve hala Salem kasabasına bir çok turist çekiyor. Cadıların (!) gömüldükleri o sığ mezarların bulunduğu tepe aslında çoktan yüksek binalarla kaplanmış durumda ama söylentilere göre hala asılanların hayaletleri ortalıklarda dolanmaktadır...

  20. #499
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    Lavabodan su niçin sağa dönerek boşalıyor?

    Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna "Coriolis" kuvveti diyorlar.
    Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.
    Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

    A'yı ekvatorda, B'yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A'dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.
    Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.
    Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

  21. #500
    Senior Member
    Bağlantı Tarihi
    27-12-2005
    Mesajlar
    15,676
    Teşekkür
    0
    2 Mesajda 2 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: dünyada görülen İLGİNÇ OLAYLAR ve haberler

    konfiçüsten 14 adet aşk öğüdü

    1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.

    2- Birlikte kitap okuyun, elele tutuşun ve birlikte düzenli yürüyüşlere çıkın.

    3- Gülümsemeler bulaşıcıdır. Ona da bulaştırın.

    4- Güvenilir bir sırdaş olun ve onu hiç kimseye şikayet etmeyin.

    5- Onun en sevdiği çiçeği, rengi, müziği, şiiri ve yazarı bilin.

    6- Ona, beklemediği hoş sürprizler yapın. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük aşk notları yollayın.

    7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.

    8- Aşk, birlikte saçmalamaktır. Arada bir, birlikte sonuna kadar saçmalayın.

    9- Kimin haklı olduğunu tartışmayın, neyin doğru olduğuna karar verin. Her tartışma sonunda barış anlaşmasını bir öpücükle imzalayın.

    10- Sevdiğinizi yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştirin. Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.

    11- Bedeninize iyi bakın. Daima sağlıklı ve dinç olmayı hem kendinize hem de ona borç bilin.

    12- Bir kucaklaşmadan ilk ayrılan siz olmayın.

    13- Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. İceriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.

    14- Aşk için evlenin. Hem eşinizin hem de kendinizin en iyi arkadaşı olun.

Sayfa 25 / 33 İlkİlk ... 151718192021222324252627282930313233 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Bu konuda gezinen 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 misafir)

Bookmarks

Gönderim Kuralları

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazamazsınız
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  
Desteklediklerimiz
aiofiles.Com , cfturkey.com, birbirgidiyor.com,MTP Patent ve Marka Tescili,Butik Düğün ve Bebek Fotoğrafçısı,RC MARKETİM ,Digitürk