Announcement

Collapse
No announcement yet.

Yunan ve Roma Kent Planlamacılığı

Collapse
X
  • Filtre
  • Zaman
  • Gösterim
Clear All
yeni mesajlar

  • Yunan ve Roma Kent Planlamacılığı

    İ.Ö. 5. yüzyılda, kent planlama düşüncesi Yunan yapı geleneğinde köklenmişti. Miletos’lu Hippodamos’un yaşadığı dönemden yüzyıllar öncesine tarihlenmektedir buna ait ilk bulgular. En azından yaşadığımız topraklara baktığımızda, Hippodamos’tan yüzyıllar önce Batı Anadolu’da Smyrna kenti ve Miletos ileride neler yapılabileceğine dair ipuçları da verir bize. Ancak bu plancılığın kökeni konusunda hâlâ bir tartışma sürmektedir. Kimileri ızgara plan kavramını basit olduğundan Yunan dışı bir kültürden geldiğini savunmanın gereksiz olduğunu savunmakta, kimileri ise ilk Yunan kentlerinde dahi göreli bir gelişmişlik olduğunu savunup buna göre düzenli planlamanın sadece Yunanlılar tarafından kullanılmadığını ileri sürmektedir. Bu yüzden Yunan kent planlaması için kaynak olarak Yakın Doğu kültürlerine bakılmaktadır. Burada bir sorun yok; ancak Etrüskler aracılığı ile Güney İtalya’da Yunanlıları etkilemiş olabilecek bağımsız bir italik planlama geleneğinin varlığına ilişkin öneriler konunun boyutunu karmaşık bir düzeye çıkarmışsa da bu fikirler bugün artık kabul edilmemektedir. Roma kent planlamacılığı açısından bir Etrüsk varlığı kabul edilebilirse de Yunan kolonilerinin kuruluşu Etrüsk planlamasına ilişkin en erken bulgulardan daha öncesine tarihlenmektedir. Roma’yı bir kenara bırakıp Yunan’a baktığımızda sonuç olarak Yakın Doğu düzenli kent planlaması için bir prototip olabilir diyebiliriz.
    Kolonizasyon hareketlerinin, Yunanlıların kent planlama deneyimine olanak veren bir fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Sicilya ve Güney İtalya’nın düz kıyı alanları düzenli bir planlamaya daha uygundu. Tabii her Yunan kolonisi düzenli olarak planlanmış değildi. Kimileri düzenli bir yerleşim yönünde açık bir eğilimi gösterdikleri halde düzenli bir plana sahip sayılmazlardı, kimi yerleşimler ise açık bir biçimde önceden tasarlanmış düzenli bir plana göre gerçekleştirilmişlerdir. Bu ilk gruptakiler ortak özelliklere sahiptiler. Alanı boydan boya geçen ve yapıların üzerinde dizildiği bir ya da bazen iki ana yolun kullanımı vardır. Sparta kolonisi Tarentum’un ilk dönemki planı bu şekildedir. Ancak bu kentler düzenli planlamanın gelişmesinde ilk adım değillerdi ve öncü olarak kabul edilemezler. İ.Ö. 6. yüzyılda kurulan Kırım’daki Olbia kentinin ilk başta düzenli bir plana göre yapıldığı sanılmışsa da kent iyi incelendiğinde böyle olmadığı ortaya çıkar. Bunların ortak özelliği alanı kat eden bir ana yolun varlığıydı. Başlangıçta evler ve diğer yapılar bu yol çevresinde toplanma eğilimi göstermekteydiler ancak bu yerleşimlerde tam bir düzen bulunmaz. Yollar her zaman düz bir çizgi izlememekte ve bunların kesişmeleri her zaman dik bir açı oluşturmamaktaydı. Sonuçta ortaya çıkan insulalar da birbirinin eşi değildi.
    Syracusa’daki Ortygia’da çok katı olmasa da düzenli bir yerleşim şemasına sahip olunduğu anlaşılmaktadır. Naxos’ta da ızgara düzenli bir sokak dokusunun izleri ortaya çıkmıştır. Kentte ayrıca işlevsel bir bölgeleme vardı. Megara Hyblaea’da da kent planı farklı kullanımlar için arazinin bölgelenmesinden ve farklı yönlenmiş ızgara planlı sokak dokularından oluşmaktaydı. Poseidonia kentinde ise alanı doğudan batıya kat eden ve geniş aralıklarla açılmış üç cadde bulunmaktaydı. Batıdaki kolonilerin birçoğu Poseidonia’nın kent planı ile aynı özellikleri taşır. Izgara planlı Croton ve Locri de büyük olasılıkla aynı plana sahiptiler. Metapontum’un da Poseidonia ile çok benzer bir planı vardı. Bu kentte de geniş bir şeritle ayrılmış kamu kullanımına ayrılmış iki konut mahallesi bulunmaktaydı.
    Düzenli kent planlamasının girişi Yunan kentinin tarihi ve gelişmesinde önemli bir aşamayı belirtir. Miletos, eski Smyrna ve Megara Hyblaea’dan elde edilen bulgulara göre öyle görünüyor ki bu yolda ilk adımlar M.Ö. 8. yüzyılın sonlarında ya da M.Ö. 7. yüzyılın başlarında atılmıştır. Bu ilk kentlerin tasarımları basit olmasına karşın, sonuçları kökten bir değişim getirmiş ve bunlar daha sonra M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllardaki gelişmelerin temellerini oluşturmuşlardır. İşlevlere göre bölgeleme ve düzenli ızgara sokak planlaması erken dönem Yunan planlamasının en önemli özelliği idi. Arazi özellikle kamusal, özel ve dinsel kullanıma göre ayrılmıştı. Erken dönem Yunan planlaması esas olarak uygulamaya yönelikti. Bu nedenle arazi topografyası ve coğrafyası kentin gelişmesinde önemli belirleyiciler oluşmuştu. Yunanlılar İtalya ve Sicilya’da Kartacalılar ve Etrüsklerle doğrudan ilişkiye geçtiler. İtalya ve Sicilya’da ızgara planı tanıtanların yunanlılar olduğu bugün kesindir. Yunan kentleri küçük de olsalar kapladıkları alan genellikle genişti ve dolayısıyla yerleşim az yoğun ve dağınıktı. Potansiyel olarak düşman topraklarında yerleşmiş bile olsa kentin ilk inşa edilen yapısı sur değildi ve tapınaklar dışında kamu yapıları azdı.
    Hippodamos’un aslında kent planlamasını icat etmediğini bugün batıdaki Yunan kolonilerinden, Eski Smyrna’dan ve hatta kendi kenti olan Miletos’tan elde edilen çok sayıdaki bulgularla biliyoruz. Miletos Pers yıkımından sonra tekrar inşa edilmiştir ama Pers dönemi öncesi kentinin kimi kısımlarının ızgara planlı sokak sistemleri yeni kentin gelişmesinde etkili olmuştur. Miletos’un planlamada yeni fikirler getirdiği de belirgindir. Bunların içinde en açık seçik olanı sokaklar yerine insula biriminin kentin gelişiminde etkili öğe olarak kullanılmasıdır. Hippodamos’un Piraeus’u, Thourioi’u ve Rhodos’u planladığı antik yazarlar tarafından söylenmiştir ancak Piraeus ve Rhodos kentlerinin planlama zamanlarının bir yüzyıla kadar çıkması zamansal bir sorun yaratmaktadır.
    Priene kenti Knidos’un daha küçük ölçekli bir benzeridir. Knidos’ta olduğu gibi dört paralel cadde kenti doğu-batı yönünde kat etmektedir. Kent dikdörtgen insulalarla bölünmüştü. Başlıca kamu yapıları doğu kapısından başlayan anayol boyunca kent merkezinde toplanmışlardı ve sokak ağı ile uyum göstermekteydiler. Bundaki tek istisna ise Stadiumdu. Bu yapı kentin aşağı kısmında, kenti oluşturan ızgara plana göre biraz farklı bir açı ile konumlandırılmıştı.
    Sicilya’da İ.Ö. 4. yüzyılda planlanan Soluntum kentinin planı Knidos ve Priene planlarına benzemektedir. Olynthos, Priene ve diğer planlı Yunan kentleri bir bütünlük göstermektedir; ancak buda Hippodamos’un etkisinin olduğunu kesin olarak belirlemek güçtür. Hippodamos’un uzun süreli etkisi asıl anıtsallık ve arazinin görsel amaçla kullanımı konusunda yatıyor olsa gerektir.
    5. ve 4. yüzyıllar kentsel yaşamın büyük ölçüde gelişmesine ve düzenli olarak planlanmış kentlerin sayısında bir artışa tanık oldu. Kent planlama belirli bir sistemle sınırlı kalmadı. Planlama koşullara göre uyum göstermekte idi. Klasik planlama yalnızca kentin düzenli olarak biçimlendirilmesi ile sınırlı kalmamıştı. Toplumsal, siyasal ve hukuksal etmenler de kent planlamada etkili oldular. Klasik dönemin politikacıları, kenti güzelleştirecek, kentsel yaşamı iyileştirecek ve kendi kamusal kariyerlerine yardımcı olacak donanımları getirmenin önemini kavradılar.
    Hellenistik planlamadaki gelişmeler geleneksel Yunan kentinin anıtsallaştırılması ile sınırlı değildi. Yapı komplekslerinin eşgüdümlü tasarımıyla gerçekleşen gelişmelere koşut olarak simetri ve eksenel düzenleme yönünde artan bir eğilim ortaya çıktı. Kamu yapılarının dikdörtgensel sokak ağına uymak zorunda olduğu ızgara planlamanın bu gelişmede etkili olduğu açık bir biçimde görülmektedir. Hellenistik planının başarıları çeşitlidir. Hellenistik dönem kent plancılarının gerçek başarısı ızgara plan uygulamasının sürdürülmesinde değil tipik Yunan kentinin anıtsallaştırılmasında yatmaktadır. Yunan planlaması yine de alanın fiziksel çevresine ve çevrede bulunan yapı malzemelerine bağımlıydı. Doğudaki Yunan kentlerine yeni fikirlerin ve farklı yapım yöntemleri ile yapı malzemelerinin getirilmesi Romalılara kaldı. Bu yenilikler yalnız düzenli planlamayı değil, aynı zamanda Yunan dünyası kentlerinin karakterini de tümüyle değiştirdi.

    Roma
    M.Ö. 64’teki büyük yangına kadar Roma Esas olarak plansız bir kent olarak kaldı. Livius Cumhuriyet Dönemi Roma kentinin düzensizliğini kentin Gallia’lılar tarafından yıkılmasına ve düşmanın uzaklaşması sonrasında acele içerisinde yeniden inşa edilmesine bağlamaktadır. Bu açıklama tam olarak doğru değildir. Gallia’lıların kentteki tahribatı sınırlıydı; dolayısıyla her durumda Romalılar kentlerini yalnızca yenilemek ve onarmak üzere geri dönmüş olmalılar. Yani bu durum Pers yıkımından sonraki Atina inşası ile aynı şekilde karşılanmamalıdır. Siyasal, toplumsal ve dinsel nedenlerden ötürü de kent Veii’ye taşınmadı ve sonuç olarak Gallialıların gidişinden sonra Roma kenti daha önceden olduğu gibi gelişigüzel bir biçimde genişlemeyi sürdürdü. Bu düzensizliğin sonuçları M.S. 64’teki yangında çok önemli bir etken oldu. Roma’daki koşullar, tüm orta ve kuzey İtalya’nın yerli kentlerine özgü koşullardı ve güney İtalya’daki Yunan kolonileri ile belirgin bir karşıtlık oluşturuyordu.
    İtalya’da kent planlamanın tarihi ve gelişimi yalnızca Yunanlıları değil, Etrüskleri ve Romalıları da içerdiğinden hem karmaşık hem de tartışmalıdır....

    İ.Ö. 7. yüzyıl
    ....Veii Kenti, kentin güney ucundaki kale yapısının alanı dışında tamamen düzensiz bir konumda idi. Burada olasılıkla birbirini kesen iki ekseni olan düzenli bir sokak sisteminin izleri bulunmuştur.
    San Giovenale’de ise kentin merkezi dışında da bir planlama yoktu. Bu alanda yapılar daha düzenli bir biçimde yerleştirilmişti. Dar sokaklardan ve yaya yollarından oluşan bir sokak sistemi, bitişik konutlardan oluşan dar ama düzenli kent adaları oluşturmaktaydı.
    Erken dönem Etrüsk kentlerine ilişkin bulgular zayıf kalmaktadır; ancak bunların başlangıçta düzensiz bir biçimde oluştukları kesindir.
    Etrüsk ve Yunan ilişkisi arttığında Campania kentlerinde Etrüsk planlaması ortaya çıktı. Bu Roma planlama yöntemleri için de esin kaynağı oldu. Campania kentleri içerisinde Pompeii, Yunan, Etrüsk ve daha sonra Roma fikir ve yöntemlerinin karşılıklı etkileşimine örnek olmuştur. M.Ö. 5. yüzyıl boyunca ilk kentin boyutları büyüdü. Doğu-batı yönünde uzanan iki paralel sokak ve kuzey güney yönünde uzanan, ancak bu ikisine tam olarak dik olmayan bir ana sokak, yeni kent planının temelini oluşturur. Yeni kent bu ana yollara göre gelişti. Sonuçta ortaya çıkan insulalar boyut ve biçimleriyle birbirinden farklıydılar. Pompeii’nin kayda değer bir özelliği yükseltilmiş yaya kaldırımlarıyla taş döşeli sokakları ve yer altı kanallarından oluşan yaygın kanalizasyon sistemiydi. Pompeii’nin kentsel gelişmesi yüzyıllar boyunca Yunanlıların, Etrüsklerin ve Romalıların çabalarının bir araya gelmesi sonucu karmaşıktır. Bu nedenle kent planının ilk gelişmesinde Yunanlıların ve Etrüsklerin gerçek katkısını belirlemek zordur. Kentin bütününde sokak sistemi kesinlikle Yunanlılardan etkilenmiştir. İlk yapıların bazıları gibi kent surları da Yunan yapılarıdır. Ancak Yunanlı olmayan özellikler de bulunmaktadır. Taş döşeli kaldırımlarıyla iyi yapılmış yollar ve hidrolik tesislerin karmaşıklığı da Yunan kentlerine özgü nitelikler değillerdir.
    Pomerial yol: Roma kentlerinde surları izleyerek kenti çevreleyen ve kutsal sayılan yol.
    Cippus: yolların kesişme noktalarını belirleyen cippus taşlarının üzerinde yazı bulunmamaktaydı.

    Roma planlaması İtalya’nın fethiyle başladı. Genişlemenin sonucu olarak Romalılar mevcut düzenli planlanmış kentlerle karşılaştılar. İtalya’nın her yerinde askeri stratejik nedenlerden ötürü koloniler kurdular. Kentlerin daha önceden var olduğu yerlerde mevcut kent Roma tarzı çizgilerle yeniden düzenlendi ve yeni yerleşmecileri yerli nüfusa katıldı.
    Cosa kenti erken dönem Roma kenti planlamasının en iyi örneklerinden biridir. Arazinin zorluklarına rağmen kent planı üst düzey bir bütünlük sergilemekteydi. Sokak planı da dikdörtgensel bir plandı. Bir Roma kolonisinin forumu genellikle ana yolların buluştuğu kent merkezinde konumlanmıştı. Ancak arazi şartlarından ötürü Cosa’nın forumu güneydoğu kapısında yer almaktaydı. Cosa kolonisi Yunanlıların Roma planlamasındaki etkisinin bir kanıtıdır.
    Kurulan kolonilerin tecrübesiyle bir koloni kentsel tasarım modeli gelişti. Etrüsk planlama yöntemlerinden de etkilenilmişti. Sokak sistemi iki ana yolun kesişimine özel bir vurgu getirmişti. Bu iki ana eksen kent kapılarından geçerek kent merkezinde forumun olduğu yerde buluşmaktaydı.
    Roma kent planlamasının kökenlerinin yerleşik Yunan ve Etrüsk uygulamalarına dayanmasına karşın, İtalya’da Romalıların İtalya’yı kolonileştirirken karşı karşıya geldikleri sorunlara uyarlanmış özel ve belirgin bir planlama sistemi geliştirdiklerine şüphe yoktur. Roma ızgara planlamasının gelişimini etkileyen etmenler arasında ordu ve toprakların dağıtımı konusu en etkili olanlarıdır. Roma’nın erken dönem kolonileri açık bir şekilde askeri nitelikteydiler. Sokak sistemi duvarların içerisinden geçen ve kenti çevreleyen bir pomerial yol içermektedir. Bir savunma duvarının her zaman zayıf noktasını oluşturan kapıların sayısı, giriş noktalarının sayısını azaltmak amacıyla her kenarda bir kapıya indirilmiştir. Bunun dışında Roma kolonileri tarımsal ve ticari amaçlıydılar. Roma koloni planlamasının gelişimini ikinci önemli etmen toprakların dağıtımıdır. Bir koloninin alanı genellikle küçüktü, burada yerleşenler bölgedeki çiftlik ve kente bağlı köylerde yaşamakta ve çalışmaktaydılar. Dolayısıyla kent aynı zamanda çevre topraklar için bir yönetimsel, toplumsal, ve dinsel merkez olma işlevine sahipti. Bu işlevlerini yerine getirmek üzere bazilikalar, forumlar, hamam yapıları, tapınaklar, amphitiyatrolar ve circuslar Roma kentsel çevresinin yinelenen öğeleri olmuşlardı. Bu türden yapıların standartlaşmasının yanı sıra, bu yapılar genellikle kent planı ile bütünleştirilmekte ve insulaların boyutlarına uydurulmaktaydılar. Daha büyük olan ya da daha sonradan eklenen kamu yapıları kentin dış mahallelerinde inşa edilmekteydiler. Buna ek olarak kentin yolları iyi inşa edilmiş, yüzeyleri taşla döşenmiş ve yaya kaldırımları yapılmıştı.
    Yunanlılar ve Romalılar kent planı ve kent surları arasında kurdukları ilişki açısından temel olarak farklıydılar. Yunan surları kenti en kısa bir biçimde çerçevelemiyordu ve sokak sistemi ile de eşgüdüm sağlamıyordu. Bu surlar genellikle çevre tepeleri ve arazi hareketlerini izleyen dolambaçlı bir çizgi izlerlerdi. Roma kolonizasyonunun ardındaki askeri etkiler nedeniyle Roma planlaması kentin savunma surlarını kent planı ve sokak sistemi ile bütünleştirdi. Ana sokaklar kentin merkezinden doğrudan kapılara ulaşmaktaydı. Bir pomerial çevre yolu kentin hemen çevresinde surların içerisinde dolaşmaktaydı. Surların araziye uyduğu ve düzensiz bir güzergah izlediği Cosa’da bile kapılar ve surlar ile kentin iç planı arasında eşgüdüm görülmektedir.
    Kent surlarının yalnızca askeri bir işlevi bulunmamaktaydı. Surlar Aynı zamanda bir bağımsızlık göstergesi ve imparatorluk döneminde bir statü ve ayrıcalık işaretiydiler.
    Bir Yunan kentinin en önemli alanı topluluğun siyasal, dinsel ve ekonomik açıdan odak noktası olarak kullanılan agora idi. Esas olarak agora kentin sokak sisteminin merkezine uygun bir biçimde konumlandırılmış olan bir açık alandı. Yönetim yapıları, stoalar, tapınaklar, altarlar, heykeller ve diğer kamu yapıları kent geliştikçe agoranın çevresinde toplandılar. Fakat birbirlerinden bağımsız kaldılar. Başlangıçta düzenli planlamanın bile agora üzerinde çok az etkisi oldu. Kuşkusuz agora düzenli planlamanın ızgara sokak düzenine uyarlandı. Boyutları insulaların boyutlarına göre belirlendi ve ızgara sokak planına uyumlu hale getirildi.
    Roma kentinde agoranın eşdeğeri forumdu. Forum Yunan agorasına çok benzer bir biçimde kamu yaşamının merkezi olarak gelişti. Yunan etkisi altında foruma portikolar eklenirken düzenli planlama forumun biçimini düzenlemeye girişti. Ancak bu Yunan agorasının tam bir kopyası değildir. Öncelikle Yunan agorası çevresine ticari ve ekonomik etkinlikleri çekerken forumun ekonomik önemi onun bütüncül bir parçası olarak dükkan sıralarının dahil edilmesiyle daha başlangıçta vurgulanmıştı. İkinci olarak forumda Yunan agorasının basit eksenel düzenlemesini çok aşan, Etrüsk Roma geleneklerine özgü anıtsal eksenel düzenleme yönünde bir eğilim bulunmaktaydı. Agora esas olarak çevresindeki kamu yapılarını çeken açık bir kamusal meydan olarak kaldı ama dükkanlar, ofislerle ve portikolarla çevrili olan forum sokak sistemiyle ve diğer kamu yapılarıyla ilişkili ve bağımsız çevresi kapalı bir alan olarak gelişti.
    Yunan planlaması konutların paralel iki sıra halinde düzenlendiği, her bir mülke sokaktan doğrudan giriş sağlayan dikdörtgen biçimli konut adalarını tercih etti. Bu Olynthos’ta uygulanmıştı. Naxos ve Paestum’da da bulunmaktaydı. Benzer dikdörtgen biçimli insulalar Roma kentleri Cosa ve Kartaca’da da kullanılmıştı. Ancak merkezde kesişen iki ana eksene dayanan Roma planlama yöntemi kare ya da kareye yakın dikdörtgen insulalar üretmeye daha yakındı.
    Romalılar’ın Etrüsklerden alarak geliştirdikleri ve mükemmeliyete ulaştıracakları bir başka kent planlama alanı su sağlanması ve kanalizasyon yapımıydı. Kapsamlı bir kanalizasyon sistemi Roma kolonilerinin planlaması ile birlikte gerçekleştirilmekte ve birçok durumda kanalizasyon sistemi yerleştirilern alanda daha geniş bir alan kaplamaktaydı. Bu, kanalizasyon sisteminin sadece kentler genişledikçe geliştirilmediğini, başından itibaren kent planının ayrılmaz bir boyutu olduğunu ortaya koymaktadır. M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren Roma Hellenistik krallıkların iç işleriyle doğrudan ilgilendi ve Hellenleşmiş Yunan dünyasından giderek daha fazla etkilenmeye başladı. Bununla birlikte yapılarda anıtsallık da geldi.
    Birçok önemli tapınağın rampalar, merdivenler, teraslar, portikolar ve diğer yapıların inşasını içerecek biçimde sistematik gelişimi de Roma mimarlığı ve planlamasının üzerindeki Hellenleşmiş etkilerin göstergesidir.
İşlem Yapılıyor
X