Sayfa 5 / 21 İlkİlk 1234567891011121315 ... SonSon
Gösterilen Sonuçlar : 81 ile 100 arası , toplam 414

Konu: hayvanlarımız

  1. #81
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Maymun kedi

    Maymun kedi (Leopardus wiedii) Margay olarak da adlandırılır, kedigiller familyasından Amerika Kıtası'nda yaşayan yırtıcı bir hayvan türü.

    Özellikler
    Maymun kedisi, dış görünüş olarak oseloya benzer. Ancak biraz daha küçük olup, ismini aldığı maymun gibi uzun kuyrukludur. Kürkü sarımsı-kahverengi olup, şerit halinde tertip edilmiş halka şeklinde koyu lekelere sahiptir. Kafası kısa ve yuvarlaktır. Herbir kulağının arkasında ise birçok diğer kedi türünde olduğu gibi beyaz bir leke taşır. Bu hayvanlar 46 dan 79 santimetre gövde uzunluğuna ulaşabilirler. Kuyruk 33 ile 51 cm arasında olurken, ağırlığı 2,6 ile 4 kg arasında değişir.

    Dağılım ve yaşam alanı

    Maymun kedisi, Orta- ve Güney Amerika'da, Andlar'ın doğusunda dağılmıştır. Dağılım bölgesi, Kuzey Meksika'dan Uruguay ve Arjantin'e kadar uzanır. Yaşam alanı ormanlar, temelinde tropik ve yarı tropik yağmur ormanlarıdır.

    Yaşam tarzı

    Maymun kedi mükemmel bir tırmanıcıdır ve bu yüzden ağaç oselosu adı da verilir. Neredeyse hayatının tamamını ağaç üstünde geçirir. Arka bacaklarını içeri doğru çok açık çevirebilir. Böylece arka bacaklarından denge bularak aşağıya asılması mümkündür. Başı yukarıda bir ağaçtan aşağı inebilen tek kedi türüdür.
    Hem güzndüz hem de gece faal olabilir ve yılın çoğu zamanı yalnız yaşar. Sadece çiftleşme zamanı bazen kısa süreli beraberlik kurar.15 ile 43 kilometrekare büyüklüğünde kendilerine ait olan bir alanları vardır.

    Beslenme

    Bütün kediler gibi maymun kedileri ağırlıklı etoburdur. Memelilerle (kemirgenler, primatlar gibi) beslenirken, kuşlar, onların yumurtaları, kertenkeleler ve ağaç kurbağaları da besinleri arasındadır.

    Üreme

    Üremeleri hakkında bilgiler kısıtlıdır. Bugüne kadarki bütün gözlemler, esaret altındaki hayvanlar üzerinde yürütülmüştür. Belli bir çiftleşme zamanları yoktur. Gebelik 76 ile 84 gün sürer ve bir batında dişi, bir ile iki yavru dünyaya getirir. Yeni doğanlar kör olup, gözleri iki hafta sonra açılır. Sekiz haftadan sonra katı besinler alırlar.

    Tehdit

    Maymun kedileri önceden kürkleri yüzünden, yıllık binlerce sayıda avlanmışlardır. Tür, dağılım alanının bulunduğu ülkelerde koruma altına alındığından beri bu durum önemli ölçüde gerilemiştir. Maymun kedisi Uluslararası CITES sözleşmesinde Ek.I listesine dahil edilmiştir. Bu, türün özel kişilerce ticaretini ve maymun kedisi kullanılarak üretilmiş her türlü mamülün ticaretini yasaklar. Bugün en büyük tehtit, yaşam ortamları olan ormanların yok edilmesi ve bu durumun hayvanları, yaşam alanlarında giderek sıkıştırmasıdır. Bu husus, tür olarak ormanlarda uzmanlaşmış meymun kedisini, akrabası olduğu oselodan daha güçlü bir şekilde etkilemektedir. Ürkek ve ender bulunan bu kedi ise dağılım alanlarının büyüklüğü sebebiyle henüz direk olarak tehdit altında değildir. IUCN, tüm popülasyon olarak 50.000'den fazla yetişkin maymun kedisi olduğunu tahmin etmektedir.[1

  2. #82
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Malaya ayısı

    Malaya ayısı (Helarctos malayanus), esasen güneydoğu Asya'nın (Sumatra ve Borneo gibi) tropikal yağmur ormanlarında yaşayan bir ayı türüdür; var olan ayıların en küçüğüdür ve çok iyi tırmanıcıdır.
    Malaya ayısı için "güneş ayısı" ya da "tropikal ayı" adları da kullanılır. Göğsünde nal veya gerdanlık biçiminde sarımsı-turuncu bir leke bulunur.

    Bilimsel adlandırma

    Malaya ayısı için Wikipedia'da açılmış olan Sun Bear maddesinde yer alan bilimsel sınıflandırma tablosunda, cins için "Ursus (Helarctos)" ve tür için de "Ursus (Helarctos) malayanus" adlarına yer verilmektedir. Ancak:
    • Helarctos, içinde tek bir tür olarak Helarctos malayanus`u (güneş ayısı) içeren bir cinstir.
    • Ursus cinsinde yer alan türler içinde, "Ursus malayanus" olarak adlandırılmış bir tür yoktur.
    • IUCN Helarctos malayanus olarak geçmektedir.

  3. #83
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Ada tavşanı

    Evcilleştirilmiş tavşanların atası olan ada tavşanları, Türkiye’de ve dünyada en sık görülen tavşan türüdür. Boy 35-45 cm., ağırlığı 1-2.5 kg. arasındadır. Yabani tavşana göre daha küçük olan kulaklarının ucunda benekler vardır. Arka ayaklar daha büyük ve güçlüdür. İlk olarak Güney Fransa, İber Yarımadası ve bir olasılıkla Kuzeybatı Afrika’da yaygın olan bu tür, besin kaynağı ve eğlenmek için avlanmak amacıyla diğer bölgelere insanlar tarafından yerleştirilmiştir.
    Üç metre derinlikte, 45m. uzunlukta, 15 cm. çapında oyuklar kazarlar. Bu dehlizlerde, yuva olarak kullandıkları bölgeler, 30-60 cm. yükseklikte ve otla döşelidirdir. Ana girişin ağzında toprak yığılıdır. Akşam ve sabah karanlığında aktiftirler. Koloni halinde yaşarlar. Koloni içinde dominant hiyerarşi vardır. Kısmen göç ederler. 9 yıl kadar yaşarlar.
    Ot ve diğer bitkilerle beslenir. Bunları bulamadıklarında ise kabuk ve filizleri kemirirler. Tarlalardaki ürünleri de yerler. Sıcak mevsimlerde çoğalılar. Gebelik 28-33 gündür. Yavrular, 1 aylıkken sütten kesilirler ve anneden ayrılıp koloniye katılırlar. Bundan sonra anne, yeniden bir yuva kazar ve yeni yavrularını burada büyütür.
    Ada tavşanları postları ve etleri için avlanırlar. Türkiye’de avı serbesttir. Kırmızı listede soyları tehlikede olmayan hayvanların yer aldığı nt statüsündedir. Evcil türleri denek olarak kullanılır.

  4. #84
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Afrika yaban köpeği

    Afrika yaban köpeği (Lycaon pictus), köpekgiller (Canidae) familyasından Afrika'da yaşayan vahşi bir köpek türü.
    Büyük Sahra'nın güney ve doğu kesimlerinde yaşar. İri ve yuvarlak kulaklı, postu siyah, sarı ve beyaz benekli alacalı, son derece yırtıcı bir hayvandır. Yiyebileceğinden çok daha fazlasını öldürür.
    Bilimsel ismi Lycaon pictus "alacalı kurt" anlamına gelir ve bu adı postunun çok alacalı olmasından alır. Temel rengi siyah olmasına rağmen, bütün vücudu kahverengi, sarı, beyaz ve kırmızımsı lekelerle kaplıdır. Post rengi her bireyde farklı dağılım gösterir. Böylelikle hiçbir köpek eşit olarak görünmez. Kürkü kısa, yer yer dökülmüş olduğundan, bazı yerlerinde çıplak et görünebilir.
    Kafası dahil uzunluğu 90 cm'dir. Buna ek olarak 35 cm kuyruk gelir. Yerden omuz yüksekliği 70 cm'dir. Ağırlığı ise yaklaşık 25 Kg tutar. Bu ebatları ile çakal ile kurt arasında bir yer edinir.

  5. #85
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Ağaç kurbağası

    Ağaç kurbağası (Hylidae) (ağaç kurbağaları) familyasını oluşturan kurbağa türlerine verilen ad.
    Genellikle küçük, ince yapılı ve uzun bacaklıdırlar. Ön ve arka parmaklarının ucunda, tırmanmaya yarayan emici diskler bulunur. Bazı türler iyi tırmanamadığından su içinde ya da karada yaşar. Çoğu türde dişi kurbağa yumurtalarını suya bırakır.
    Kuzey Amerika'nın ılıman iklim bölgelerinde geniş yayılış gösterirler. Ayrıca Papua Yeni Gine ve Avusturalya'da da yaygındırlar.

    Sınıflandırma

    Ağaç kurbağaları 4 alt familya ve 37-39 cinse ayrılır.

  6. #86
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Ağaçkakan


    Ağaçkakan, Picinae (ağaçkakanlar) alt familyasını oluşturan ağaçların kabuklarını gagalayarak altlarında gizlenmiş tırtıl ve böceklerle beslenen, sivri gagalı hoş renkli kuş türlerinin ortak adı.

    Özellikleri
    Ayakları dörder parmaklıdır. İkisi öne ikisi arkaya yönelmiştir. Keskin ve çengelli tırnaklarıyla ağaç gövdelerine sımsıkı tutunur. Dik ve sivri tüylerden meydana gelen, kıvrılmayan güçlü kuyruğunu da destek olarak kullanır. Kısa sıçramalarla ve hızla ağaç gövdelerine tırmanırlar.
    Renkleri çeşitli olup, boyları cinslerine göre 9 ile 50 cm arasında değişir. Çok ürkek olduklarından tenha orman, park ve bahçeleri tercih ederler. Çoğunlukla ağaçlarda gagaları ile oydukları yuvalarda barınırlar.

    Yaşam şekli

    Ağaçkakanların boyun kasları çok gelişmiştir. Beyinleri, güçlü kafatası kemikleriyle örtüldüğünden, gagalarıyla yaptıkları darbe sarsıntılarından korunurlar. Uzun, sert ve kuvvetli gagalarını bir keski (iskarpela) gibi kullanarak, ağaç kabuklarını didiklerler. Kabukların altında yaşayan tırtıl ve böcekleri bulup yerler. Ağaçkakanların dili uzun ve solucana benzer olup, hızla, gaga ucundan daha uzağa uzanabilir. Dilin dibi, ileri gidip gelebilen kıkırdaklı bir kısma bağlıdır. Bunun sayesinde dil rahatça ileri uzanıp çekilebilir. Ucu yapışkan ve kancalı olan dili ile, tırtıl ve böcekleri zıpkınlayarak kabuk altındaki galerilerinden çekip alırlar. Bazı çeşitlerinin dil ucunda ince, sert, dikencikler de vardır.
    Ağaçkakan, gagasıyla ağaç gövdesine belli aralıklarla vurur. Yansıyan sesleri değerlendirerek kabuğun hangi noktasında tırtıl bulunduğunu keşfeder. Böylece boşuna delme zahmetinde bulunmaz. Ağaçkakanların kabuk altlarındaki böcekleri görmeden yerlerini kesin olarak tespit edebilmeleri merak konusudur.

    Üreme

    Eşleşme devrelerinde kuru ağaç dallarını gagalayarak çıkardıkları tik-taklarla karşı cinslerini çağırırlar. Dişileri, 2-3 adet beyaz yumurta yumurtlarlar. Eşler, 16-18 gün kadar sırayla kuluçkaya yatar. Yavruların bakımıyla daha çok erkek ağaçkakan ilgilenir.

    Beslenme

    Ağaçlara zarar veren tırtıl, böcek ve kurtçukları yedikleri için çok faydalı olan bu hayvanlar, ilkbaharda yeşeren ağaçların kabuklarını odun kısımlarına kadar çember şeklinde didiklerler. Bu da ağaçların kurumasına sebep olduğundan, bahçıvanlar tarafından kovalanırlar. Bu kuşların bir de ceviz, badem gibi sert kabuklu ve iri taneli meyveleri ağaçların, kabuk çatlaklarına sıkıştırıp sonra da içlerini yemek gibi adetleri de vardır.

    Dağılımı

    Kutuplar, Avustralya, Madagaskar ve Okyanusta'ki birkaç ada hariç, dünyanın her yerinde yaşar.

    Sınıflandırma


  7. #87
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Ahtapot


    Ahtapot, (Octopus vulgaris) kabuksuz bir kafadan bacaklıdır. Kayalar üstünde kollarıyla sürünerek ve suyu hunisinden püskürterek hareket eder. Dev ahtapot çeşitleri korkunç bir şöhrete sebeb olmuştur. Küçük türleri kayalık ve yarıklar arasında gizlenerek avlanır. İnsan ve büyük hayvanlardan saklanırlar. Çekmenli kollarıyla yengeçleri yakalar, kabuklarını boynuzsu bir çift çeneleriyle ve dişli dilleriyle parçalarlar. Vücutları kese şeklinde yuvarlağımsı olup, manto üzerinde yüzgeçler yoktur. Boyları 100 cm ye kadar çıkabilir. Bir çift küçük çubuk halinde kabuk kalıntısı bulunur. Ağız çevresinde, üzerinde 2 sıra vantuz bulunan 8 adet, benzer yapıda güçlü bacak ve kolları bulunur. Erkeklerde bu kollardan birisi ****üel organ vazifesi görecek şekilde değişikliğe uğramış olup hektokotil olarak adlandırılırlar.

    Ahtapotun yumurtaları

    Ahtapotun yumurtasının her biri bir kapsülle muhafaza edilir. Yumurtalar salkım şeklinde bir küme meydana getirir. Her kapsülün bir ucu taşa veya başka bir zemine bağlanır. Dişi ahtapot yumurtaların üzerine kuluçkaya yatar. Açlıktan ölme pahasına yumurtalarını terk etmez. Yumurtadan doğrudan doğruya ergine benzer yavrular çıkar. Bu yavrular sinir sisteminin kontrolü altında kasılarak veya gevşeyerek seri bir şekilde renklerini değiştirerek bulundukları ortama adapte olurlar.

  8. #88
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız



    Beyaz balina


    Beyaz balina, beluga balinası ya da yalnızca beluga (Delphinapterus leucas), balinalar (Cetacea) takımının Monodontidae familyası içindeki Delphinapterus cinsinin tek türüdür. Yaşam alanı arktik ve arktik altı denizler olan bu memeli için kullanılan "beluga" adı, Rusça'da "beyaz" anlamına gelen Белуха (belukha) sözcüğünden türemiştir. Hayvanın Latince olan bilimsel adı ise "beyaz (leucas), yüzgeçsiz (-apterus) yunus (delphin" anlamını taşır.
    Bu deniz memelisinin Türkiye'nin gündeminde yer alışı, Ukrayna'nın Sivastopol şehrindeki bir araştırma enstitüsünden kaçtığı belirtilen ve 25 Ocak 1992'de Gerze limanına gelip, bölge halkı tarafından Aydın olarak adlandırılan bir beyaz balina ile olmuştur

    Sınıflama ve evrim
    Beyaz balina, ilk olarak 1776'da Peter Simon Pallas tarafından tanımlanmıştır. Monodontidae familyasını, kendisinin Delphinapterus cinsinin tek türü olması gibi, Monodon cinsinin tek türü olan narval (Monodon monoceros) ile paylaşır. Bir dönem, kısa burunlu yunus (Orcaella brevirostris) için de aynı familya uygun görülmüşse de yakın tarihli genetik kanıtlar ile bu canlının yunusgiller (Delphinidae) familyasına dahil olduğunu belirlenmiştir.
    Beyaz balinanın bilinen en eski genetik atası, izine geç Miyosen devrinde rastlanan ve günümüzde soyu tükenmiş olan Denebola brachycephala'dır. Alt Kaliforniya yarımadasında, ilgili familyanın bir zamanlar daha sıcak denizlerde geliştiğini gösteren tek bir fosil bulunmuştur. Bu fosil kaydı, görece yakın zamanlarda beyaz balinanın dağılım alanının yüzer buz dağılımı ile değiştiğini de göstermektedir: Buz devirlerinde genişleyen dağılım alanı, buzların geri çekilmesiyle daralmıştır.

    Adlandırma

    Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi'nde, hem "beyaz balina" hem de "beluga" adları genel adlar olarak verilmektedir[1] ancak "beluga" adı giderek daha fazla kullanılmaya başlanmıştır. Bu ad, Rusça'da "beyaz" anlamına gelen Белуха (belukha) sözcüğünden türemiştir. Mersin morinasının (Huso huso) İngilizce'deki adı beluga sturgeon olduğu ve yalnızca beluga olarak da anılabildiği için, karışıklığın önüne geçmek isteyen bilim insanları, beyaz balina için bazen beluga whale (beluga balinası) adını da kullanırlar.
    Yüksek ve tiz sesli ıslık, bağırtı ve gıcırtı sesleri çıkarıyor olması nedeniyle, beyaz balina için İngilizce halk dilinde sea canary (deniz kanaryası) adı da kullanılır.

    Fiziksel özellikler


    Büyüklük

    Beyaz balina 5 metreye kadar uzayabilir ve bu haliyle de çoğu dişli balinadan küçük ama yine dişli balinalar içinde sınıflanan yunusların çoğundan büyüktür. Erkekler, genellikle, dişilerden büyük olur; erkekler 1,5 ton ağırlığa ulaşabilirken, dişiler yaklaşık 1 tonda kalır. Yeni doğmuş bir beyaz balina yaklaşık 1,5 metre uzunluğa ve 80 kg ağırlığa sahiptir.

    Ayırıcı özellikler


    Vancouver Akvaryumu'nda bir beyaz balina


    Erişkin bir beyaz balina yanılgıya yer bırakmayacak kadar tipik bir hayvandır:
    • Rengi tamamen beyazdır.
    • Bir sırt yüzgeci yerine, aynı anatomik bölgede bir çıkıntısı vardır. Sırt yüzgecinin olmayışı, hayvanın bilimsel cins adında belirtilen bir özelliktir: Delphinapterus adındaki "-apterus", Latincede "yüzgeçsiz" anlamına gelen bir sözcüktür. Bilim insanları, sırt yüzgeci yerine bir sırt çıkıntısı gelişmesinin evrimsel açıklamasını, buz altı ortamlara uyum ya da olası bir ısı koruma yolu olarak yapmaktadır.
    • Alın bombesinin çok çıkık, yuvarlak ve yumuşak oluşu nedeniyle, baş yapısı tüm diğer balinalardan farklıdır. Bu çıkıklığın sebebi, yunusların da dahil olduğu dişli balinaların çoğunda bulunan melon dokusunun beyaz balinada oldukça büyük oluşudur. Beyaz balina, sinüslerinde hava dolaştırarak, bu melonun şeklini değiştirebilmektedir.
    • Yine diğer hiçbir balinada bulunmayan bir özellik olarak, beyaz balinanın boyun omurları birbirine kaynamamıştır ve hayvan başını yanlara ve yukarı-aşağı kısmen oynatabilmektedir.
    • Özellikle beslendiğinde belirgin olmak üzere, beyaz balinanın gövdesi yuvarlaktır ve baş ve kuyruğa doğru incelir. Hayvan büyüdükçe, kuyruk yüzgeci de büyür ve giderek daha gösterişli kıvrımlara kavuşur. Kısa ve geniş göğüs yüzgeçleri neredeyse kare şekillidir.

    Üreme


    Vancouver Akvaryumu'ndaki dişi bir beyaz balina ve yaklaşık 2 aylık yavrusu


    Erişkin erkek bireyler 8, dişiler ise 5 yaşında cinsel olgunluğa ulaşır. Çiftleşmenin aşamaları yeterince anlaşılamamıştır. Çiftleşmeler esasen kış ya da erken ilkbahar sırasında, hayvanlar henüz kışı geçirdikleri sulardayken ya da göç etmeye henüz başlamışken olmaktadır ama başka zamanlarda da çiftleşmeler gözlenmiştir. Bu da zigotun rahime tutunmasının gecikebildiği olasılığına işaret etmektedir.
    Dişiler, yaklaşık 15 ay süren gebelik döneminin sonunda, ilkbaharda tek bir yavru doğururlar. Emzirme dönemi yaklaşık 2 yıldır.
    Genç beyaz balinalar tamamen koyu gri renge sahiptir. Bu grilik, hayvanlar büyüdükçe giderek açılır ve dişilerde 7, erkeklerde ise 9 yaşında tipik saf beyaz renge ulaşır.
    Beyaz balinaların doğal ömrü yaklaşık 40 yıldır.

    Beslenme ve davranış

    Beyaz balina temelde balıkla beslenen, yavaş yüzen bir memelidir. Ahtapot ve mürekkep balığı gibi kafadan bacaklılar ile yengeç ve karides gibi kabukluları da yiyebilir. Deniz tabanında besin aramayı tipik olarak 300 metre gibi derinliklerde gerçekleştirir ama bunun en az iki katı kadar derine de dalabilir.

    Buz tabakasının yakınında yüzmekte olan bir beyaz balina topluluğu


    Beyaz balinalar oldukça sosyal canlılardır. Sıklıkla aynı cinsiyet ve yaşa sahip bireylerin oluşturduğu sürüler hâlinde hareket ederler ve erkeklerden oluşan gruplar yüzlerce birey içerebilir. Yavrusu olan anneler genellikle görece küçük gruplara karışır. Sürüler haliçlerde toplandığında, sayıları binlerce olabilir ve bu, tüm beyaz balina nüfusunun önemli bir kısmını temsil ediyor olabilir. Böyle zamanlarda, avlanılmaya en açık durumda bulunurlar.
    Beyaz balina sürüleri kararlı değildir, bireyler sürü değiştirmeye meyillidir. Sürü üyeliği nadiren kalıcıdır ve radyo vericileriyle sürdürülmüş izlemelerde, bir sürü içinde gözlenmesine başlanmış beyaz balinaların birkaç gün içinde o sürüden yüzlerce kilometre ötede bulunabildikleri görülmüştür. Bu canlılardaki en yakın sosyal ilişki, anneyle yavrusu arasındakidir. Yavrular yazın sıklıkla annelerinin gittiği halice giderler ve hatta, tam erişkin hâle geldikten sonra bile anneleriyle görüşebilirler.
    Beyaz balinanın çıtırtı, gıcırtı, bağırtı, ıslık ve çan benzeri tınlamalardan oluşan, geniş bir ses yelpazesi vardır. Bu ses çeşitliliği nedeniyle, sürü halindeki hayvanlar, konserden hemen önce çalgılarını akort eden bir orkestraya benzetilebilir. Araştırmacılar, çoğunluğu 0,1 - 12 kHz aralığında olmak üzere, 50 farklı ses kaydetmişlerdir.
    Bu canlılar, oldukça oyuncu oluşlarıyla ve diğer balinalar ile insanlara tükürüşleriyle de bilinirler. Gösteri için alıkondukları akvaryumdaki bakıcılarını ağızlarıyla su atarak ıslatmaları sık karşılaşılan bir davranıştır.

    Dağılım ve nüfus

    Beyaz balinalar, Kuzey Kutbu ve kutup altı denizlerde, 50° K ile 80° K enlemleri arasında hareket ederler. Ayrıca, Tadoussac kasabasının yakınlarında, St. Lawrence Nehri halici ve Saguenay Nehri fiyordunda dolaşan yalıtılmış bir nüfus da bulunmaktadır.
    İlkbaharda yazı geçirecekleri kuzey bölgelerine hareket eden sürüler, birbirinden kopuk koy, haliç ve diğer benzer sığ girintilere yerleşirler. Anne bireyler, genellikle her yıl aynı bölgeye döner. Sonbaharda yaz sığınakları giderek buzla dolan beyaz balinalar, kışı geçirmek için bu bölgelerden ayrılırlar ve çoğunluğu, ilerleyen yüzer buz kitlesinin kıyısına yakın kalmaya özen göstererek yol alır. Geri kalanlar ise buz tutan bölgenin altında kalır ve nefes almak için yüzeye ulaşan buz yarıklarını ve doğal açıklıkları kullanır. Ayrıca, buz altında hapsolmuş hava ceplerini de bulabilirler. Yoğun buz kitlesinin deniz yüzeyinin %95'inden fazlasını kaplayabildiği bu koşullarda, beyaz balinaların yüzeye açılan ince yarıkları bulabilme konusundaki dikkate değer özellikleri bilim insanları için sırrını koruyan bir ilgi alanıdır. Beyaz balinalardaki yankıyla yer belirleme yeteneğinin, buz altı deniz koşullarına özel yankılanmaya çok iyi uyum sağlamış olduğu açıktır ve bu yetenekleriyle de su açıklıklarını algılayabildikleri ileri sürülmüştür.
    9 Haziran 2006'da, orta Alaska'daki Fairbanks şehrine yakın geçen Tanana Nehri'nde genç bir beyaz balina ölüsü bulunmuştur. Bu yer, hayvanın doğal yaşam alanı olan okyanustan yaklaşık 1600 km uzaktadır. Beyaz balinaların bazen göç eden balıkları izledikleri bilindiği için, bu bireyin de nehir yukarı göç eden somonları izlemiş olabileceği düşünülmüştür[2].
    Günümüzde, küresel beyaz balina nüfusu yaklaşık 100.000 kadardır. Bu sayı diğer balinalarla karşılaştırıldığında çok daha büyük ama onlarca yıl süren aşırı avlanma dönemi öncesine göre çok daha küçüktür. Beaufort Denizi'nde 40.000, Hudson Körfezi'nde 25.000, Bering Denizi'nde 18.000 ve Kanada'nın kuzeyindeki Arktik Okyanus bölgelerinde de 28.000 bireylik dağılımların olduğu tahmin edilmektedir. St. Lawrence halicindeki nüfus ise yaklaşık 1000 bireyliktir[3].

    Düşmanlar ve insan etkisi

    Beyaz balinanın ana doğal düşmanı, buz tabakalarında bulunan açıklıklara nefes almak için çıkmasını bekleyen kutup ayılarıdır. Ayrıca, katil balinalara hedef olabilecek kadar da küçüktür.
    Öngörülebilir göç düzenleri ve yüksek sayıları nedeniyle, Arktik yerel halklar yüzyıllarca beyaz balina avlamıştır. Günümüzde de pek çok bölgede, sürdürülebilir olduğuna inanılan bir avlanma düzeni vardır. Ancak, günümüzde balınacılık ile ilgili genel moratoryum dahilinde yasaklanmış ama geçmişte Cook Girintisi, Ungava Körfezi ve Grönland açıklarında sürdürülmüş olan ticari avlar ile beyaz balina nüfusu büyük tehlikeye atılmıştır. Resmî olarak izin verilmese de yerli halkın bu bölgelerdeki avlanması devam etmektedir ve beyaz balina nüfuslarının hiç düzelmeyebileceği düşünülmektedir. Bu bölgeler, hem sürdürülebilir avlanmanın elde edilmesi için İnuit halkları ve ulusal hükumetler arasında yoğun tartışma konusu hem de beyaz balinanın Tehdit Altındaki Türlerin Kırmızı Listesi'nde 1994'den beri "zarar görebilir" kategorisinde yer alışının nedenidir.
    Beyaz balinaların haliçlerde toplanıyor oluşu nedeniyle, insan kaynaklı kirlenme bu canlıların sağlıkları için büyük tehlike oluşturmaktadır. St. Lawrence Nehri'ndeki kirlenme nedeniyle, burada yerleşik nüfusta kanser vakalarının arttığı bildirilmiştir. Yine, bu bölgede yerleşik beyaz balinaların bedeninde o kadar çok kirletici madde bulunur ki, ölen bireylerin cesetleri zehirli atık olarak kabul edilir. Bu kirlenmenin etkilenen nüfuslar üzerindeki uzun dönemli etkilerinin ne olacağı ise henüz bilinmemektedir.

    DolphinLand, BeachPark, Antalya'daki bir gösteride, Mila adlı 6 yaşındaki beyaz balina.


    İnsanların tekne ya da gemilerle verdikleri rahatsızlık da beyaz balinalara karşı tehdit oluşturmaktadır. Bu canlıların bazı toplulukları küçük tekneleri hoş görebilmekteyken, diğerlerinin tekne ve gemilerden etkin bir şekilde uzak durdukları bilinmektedir. Bununla birlikte, St. Lawrence ve Churchill Nehirleri yakınlarında beyaz balina izlemek, büyük ve giderek artan bir etkinliğe dönüşmüştür.
    Beyaz balinalar, insanlarca tutsak edilen ilk balina türlerindendir. Bir beyaz balina, ilk olarak 1861'de New York Şehri'ndeki Barnum Müzesi'nde gösterilmiştir. Günümüzde bu canlılar, Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya'daki akvaryumlar ve deniz yaşamı parklarında tutulan az sayıdaki balina türlerindendir. Bu ortamlardaki popülerlikleri, renklerinin çekiciliğinden ve yüzlerindeki ifade zenginliğinden kaynaklanmaktadır: çoğu yunus türünün "gülümseme"si sabit iken, birbirine kaynamamış boyun omurlarının onlara daha fazla hareket sağlaması nedeniyle beyaz balinaların ifade yelpazesi daha fazladır. Akvaryumlardaki beyaz balinaların çoğu doğada yakalanmış, bir kısmı ise tutuldukları ortamlardaki üretme programları ile elde edilmiştir.
    Beyaz balinalar, hem Birleşik Devletler Donanması hem de eski Sovyetler Birliği tarafından, Arktik sularda sürdürdükleri mayın arama operasyonlarında kullanılmıştır.

    Beyaz balina Aydın

    Beyaz balina Aydın[4], ilk kez 25 Ocak 1992'de, Gerze'nin Gürzüvet (Yenikent) mevkii açıklarında avlanmakta olan bir balıkçı tarafından görülmüş ve sonra diğer balıkçılarca beslenerek takip ettirilip Gerze limanına getirilmiş bir beyaz balinadır. Adını, balıkçı barınağının şişman ve zeka özürlü bir siması olan Aydın Topal'a benzetilmesiyle almıştır.
    Sonraki günlerde, Aydın'ın aslında Ukrayna'nın Sivastopol şehrindeki bir araştırma enstitüsünden kaçtığı anlaşılmıştır. Rus büyükelçiliğinden yapılan açıklamaya göre, Bering Boğazı'ndan Rusya Bilimler Akademisi'nin Sivastopol'de bulunan ve hayvan evrimi ve morfolojisiyle ilgili olan bir enstitüsüne 19 Eylül 1991'de getirilmiş olan Aydın, bu enstitünün yoğun bir yağmur ve sel nedeniyle tahrip olan dolfinaryum havuzundan kaçmıştır. İngiliz kaynakları ise bu hayvanın mayın taşıyıcısı olarak yetiştirildiği bir askeri tesisten kaçtığını belirtmişlerdir.
    Sinop Su Ürünleri Yüksek Okulu'ndan bir ekip tarafından ölçümleri yapılan 4,5 metre uzunluğundaki Aydın, o dönemde yalnız Gerzeliler'in sevgilisi olmakla kalmamış, tüm Türkiye'de ve giderek dünyada yankı uyandırmış ve çeşitli ülkelerden bilim insanlarıyla Yeşil Barış örgütü üyelerinin Gerze'ye uğramasına neden olmuştur. Bir süre sonra da bu durum, Rus ve Ukrayna makamlarının hayvanı geri istemesiyle İngiliz makamlarının buna karşı çıkmasından kaynaklanan çekişmelere sahne olmuştur. Sonuçtaysa, Ukrayna makamları ilgili uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde Aydın'ı geri istemiş ve 27 Mart 1992'den itibaren kıyılara uğraya uğraya Gerze'den Giresun'a kadar gelen hayvanı, 6 Nisan 1992'de, Giresun'un Espiye ilçesi açıklarına gelen bir gemiyle götürmüşledir. Yeşil Barış üyelerinin de karşı koymaya çalıştığı bu eylem, özellikle yerel halkta üzüntü ve kızgınlığa yol açmıştır.
    Daha sonra, 14 Nisan 1993'te tekrar kaçan Aydın, 18 Temmuz 1993'te yine Gerze'ye uğramış ve büyük sevinç yaratmıştır. Ancak, aynı gece ortadan kaybolan Aydın, bir daha görülmemiştir.

    Resimler


    Vancouver Akvaryumu'nda bir beyaz balina.



    Vancouver Akvaryumu'nda bir beyaz balina.



    Seyir halindeki bir beyaz balina grubu.

  9. #89
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Akciğerli balıklar


    Akciğerli balıklar (Dipnoi), Sarcopterygii sınıfından solungaç solunumu yapmakla beraber ihtiyaç duyulduğunda hava solunumu da yapabilen tatlı sularda yaşayan ilgi çekici balıklar altsınıfı.
    Vücutları uzunca yapılı ve yuvarlakçadır. Sırt ve anal yüzgeçleri bulunmaz. Göğüs ve karın yüzgeçleri zeminde sürünmeye yarayacak biçimdedir. Bazılarının vücudu büyük yuvarlak pullarla örtülüdür. Pulsuz gözükenlerinde de deri altında küçük yuvarlak pullar mevcuttur. İskeletleri yeşil renkli olup, kısmen kıkırdak, kısmen kemiklidir. İki metre boyunda ve 15 kilogramdan ağır olanları vardır.
    Akciğerli balıkların burun delikleri ağız boşluğuna açılır. Solungaçlarından başka, kısa bir tüple yemek borusunun alt bölgesine bağlı bir veya ik adet akciğerleri vardır. Bunlar gerçek akciğer değildir. Etrafları bol miktarda kılcal damarlarla örülmüş hava keseleridir. İstenildiği zaman akciğer görevi yaparlar. Yaşadıkları çevrenin suyu kuruduğu zaman balçığa gömülerek akciğer solunumu sayesinde kurak mevsimi atlatırlar. Hem solungaç, hem de akciğer solunumu yaptıklarından çift solunumlu anlamına gelen Dipnoi ismiyle de anılırlar.
    Çoğunun nesli tükenmiş olmasına rağmen; bugün Avustralya, Güney Amerika ile Güney ve Batı Afrika'nın tatlı sularında yaşayan akciğerli balıklar vardır. Gündüzleri çoğunlukla su diplerinde göğüs ve karın yüzgeçlerine dayanarak dinlenir veya yavaş yavaş sürünerek yer değiştirirler. Balık, kurbağa ve sümüklü böcek gibi su hayvanlarını avlayarak beslenirler. Zaman zaman su yüzeyine çıkarak hava solumak suretiyle oksijen ikmali yaparlar. Akciğerlerini hava ile doldururken, geceleri çok uzaktan duyulan horultulu sesler çıkarırlar. Kendilerine yaklaşılınca yılan gibi tıslar ve ısırırlar.
    Kurak mevsimlerde sular çekilmeye başlayınca, akciğerli balıkların herbiri kendine balçık içinde bir tünel kazarak içine yerleşir. Tünelin üzerinde havanın girişine yarayan gözenekli bir kapak bulunur. Balık, çamurdan koza içinde mukuslu bir sıvı ifraz eder. Bunun sayesinde derisinin kuruması önlenmiş olur. Balık, kozasında derin bir uykuya dalar. Vücut fonksiyonlarını da yavaşlatır. Akciğerli balıklar gerekli oksijeni yuvanın üstündeki delikten almaya devam ederler. Yaz uykusu süresince gerekli enerji için kendi kas dokularının bir kısmını eriterek harcarlar. Bu suretle yağmurların tekrar başlayıp, akarsuların canlanmasına kadar hayatlarını sürdürürler. Kas dokusunun besin olarak harcanması sonucu bir mevsim içinde 3 santimlik bir boy kaybı olur. Bazan uzun süren kuraklık dönemlerinde vücutlarının yarısını eritirler. Afrika akciğer balıklarının, çamur kozalarında dört yıldan fazla yaşadığı tesbit edilmiştir.
    Dişiler yumurtlamak için su dibinde bazan bir metreden daha derin delikler açarlar. Yumurtalarını buraya bırakırlar. Erkekleri yumurtalara bekçilik yapar ve onları yüzgeçleriyle yelpazeleyerek su akımı meydana getirmek suretiyle havalandırırlar. Yumurtalar 10 gün içinde açılarak yavrular çıkar.
    Akciğerli balıkların eti lezzetlidir. Yerliler avlayıp yerler. Bilhassa yaz uykusunda iken kozalarını bularak onları rahatça yakalarlar. Bazan da toprağı kenarlardan oyarak kozayı toprak tabakayla beraber uzaklara naklederler. Koza içinde uyuyan balık bunun farkına varmaz.
    Abiyogenez (Kendiliğinden oluş) fikrinin savunucularından olan Aristo, Knidos yakınlarındaki bir gölde bulunan balıkların suların kurumasıyla kaybolduklarını (öldüklerini), aylar sonra yağmur sularıyla dolan gölde, tatlı su kefallerine benzer balıkların yüzdüğünü gördü. Bu balıklar yumurtalardan çıkmadığına göre, çamur ve kumlardan meydana gelmiştir dedi. Cansız maddelerde canlıyı meydana getiren aktif bir özün var olduğunu söyledi. Aristo ve taraftarlarının Abiyogenez fikirleri sonradan gelen fen adamları tarafından deneylerle çürütüldü. Pasteur, bu deneylerinden dolayı ödül kazandı.
    Aristo'nun kuraklıktan sonra gölde gördüğü balıklar yukarıda bahsedilen çift solunumlu balıklardandı. Suların kurumasıyla balçığa gömülmüş ve akciğer solunumu yapmışlardı. Gölün yağmur sularıyla dolmasıyla balçıktan çıkarak solungaç solunumuna tekrar dönmüşlerdi.

    Sınıflandırma

    Takımlar

  10. #90
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Akrep

    Akrep , (Scorpiones) takımını oluşturan genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yaşayan, vücutları sert kitin bir tabaka ile örtülü, kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehir iğnesi bulunan eklembacaklılara verilen ad.
    Taşların altında, duvar yarıklarında, kurumuş ağaç kabukları altında veya yer altında kazdıkları dehlizlerde rastlamak mümkündür. Karlı bölgeler hariç hemen hemen her yerde yaşarlar. Yalnız yaşamayı severler. Yassı halkalardan teşekkül eden vücut; başla kaynaşmış bir gövde, karın ve kuyruk (telson) olmak üzere üç bölümden meydana gelir. Gövdede önden arkaya doğru büyüklükleri artan, uçları çift çengelli dört çift yürüme bacağı bulunur. Gövdeye bağlı karın kısmı ise 7 geniş halkadan meydana gelmiş, alt yüzeyinde birinci halkada kapaklı bir adet cinsiyet açıklığı, ikinci halkada dokunum ve iz bulma görevi yapan bir çift tarak organı, 3, 4, 5 ve 6. halkalarda "kitap trakeleri" adını alan solunum organına ait birer çift olmak üzere toplam dört çift solunum deliği (stigma) vardır. Karın kısmından sonra 6 adet dar ve yuvarlaksı halkalardan meydana gelen ve bir yay gibi sırta doğru bükülebilen akrebin kuyruğu, eğrilmiş bir zehir iğnesi veya mızrağını taşıyan şişkin halka ile biter. Akrep, yürüdüğünde kuyruğunu kaldırır. Düz ve kaygan yüzeylere tırmanamaz. Halk arasında vücudunun son bölümü her ne kadar akrebin kuyruğu olarak biliniyorsa da, gerçekte karın kısmının daralan uzantısıdır. Çünkü içinden bağırsak geçmekte olan telsonun sondan bir önceki halkasında dışkılık son bulmaktadır.

    Sınıflandırma

    • Infra takım: Orthosterni Pocock, 1911
    Üst familya: Pseudochactoidea Gromov, 1998
    Takım: Buthida Soleglad et Fet, 2003
    Üst familya: Buthoidea C. L. Koch, 1837
    Takım: Chaerilida Soleglad et Fet, 2003
    Üst familya: Chaeriloidea Pocock, 1893
    Takım: Iurida Soleglad et Fet, 2003
    Üst familya: Chactoidea Pocock, 1893
    Üst familya: Iuroidea Thorell, 1876
    Üst familya: Scorpionoidea Latreille, 1802

  11. #91
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Alabalık


    Alabalık (Salmo trutta), Salmonidae familyasının en tanınmış mensubudur ve Somon balığı ile yakın akrabadır. "Alabalık" diye adlandırdığımız balıkların ama hepsi sadece Salmo cinsine ait değillerdir. Salmonidae ailesinin arta kalanını oluşturan Oncorhynchus ve Salvelinus cinslerine ait olan balıkların bazılarınada "Alabalık" denilir. Alabalığın bir sürü çok yaygın olan veya sadece yöresel bulunan alt türlerine rastlanır:
    Nerdeyse tüm alabalıklar yırtıcı tatlısu balıklarıdır, sadece (daha çok somon balığı ile yakın akraba olan) deniz alabalığı aynı Somon balıkları gibi denizde yaşayıp sırf yumurtlamak için akan tatlısulara girer.
    Pasifik okyanusu somonu ile yakın akraba olan Gökkuşağı alabalığı suni göllerde yetiştirilmek için Amerika'dan getirilmiştir. Aynı çay alabalığı gibi o da balık üretiminde tanınmış bir balık türüdür. Türkiye'nin neredeyse her yerinde alabalık üretilen küçük veya büyük çiftliklere rastlamak mümkündür.

  12. #92
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Alaca baykuş

    Alaca baykuş (Strix aluco); boyu 37-39 cm, kanat açıklığı 94-104 cm. olan Baykuşgiller familyasına ait bir kuş türüdür.
    Yaşam yerleri ormanlar, büyük parklardır. Geceleri hareketlidir, gündüzleri ağaçlarda dinlenerek geçirir. Ötüşü çok belirgindir. Genellikle geceleri bazen gündüzleri duyulur. "Huuu-hu-hu-huuu" diye öter.








  13. #93
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Arı

    Arı, bir böcek türüdür. Zar kanatlılar takımının üyeleridirler. Zar kanatlıların özelliği; içinde enine ve boyuna damarcıklar bulunan ve iki çift saydam zar şeklinde kanatlarının olmasıdır. Arıların vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Vücutları yumuşak yapıdaki yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır.

    Arının morfolojisi ve anatomik yapısı

    Baş; Başta gözler, duyargalar ve beslenme organları bulunur. Baş vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karın segment denilen halkalardan oluşmaktadır.
    Arının petek şeklinde bir çift bileşik ve üç adet basit gözü vardır. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşmaktadır. Bileşik göz ana arıda 3.000, işçi arıda 4.000 ve erkek arıda 8.000'den fazla basit gözün birleşmesinden meydana gelmiştir.
    Başta bir çift duyarga bulunmaktadır. Bunlar koku, tat ve dokunma-hissetme duyularını sağlarlar. Duyargalar içerisinde bulunan sinir uçları sayesinde duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilmektedirler. Arıların duyargaları o kadar hassatır ki 2 km mesafeden balın kokusunu alırlar.
    Arıların ağız yapısı; üst dudak, üst çene, alt çene ve alt dudak olmak üzere dört kısımdan meydana gelir. Dil 6-7 mm arasındadır ve arı ırkına göre değişir.
    Baş iç yapı itibariyle de önemli salgıların yapıldığı kısımdır. İşçi arıların yutak üstü salgı bezleri genç yaşta arı sütü, daha ileriki yaşlarda baldaki sakarozu parçalayan enzimler salgılarlar. Çenede bulunan bezler ana arıda ana arı feremonunu, işçi arılarda ise alarm feremonunu salgılamaktadır.
    Göğüs arının hareket merkezidir. Dört adet segmentten meydana gelmiştir, bunların üzerinde üç çift bacak ve iki çift kanat bulunmaktadır. Arının orta bacakları üzerinde polen fırçası denilen sert tüyler bulunur. Bunlar çiçeklerde bulunan polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını ve arka bacaklarda bulunan polen sepetine toplanmasını sağlar. Bu polen sepetçikleri polenin kovana taşınması görevini görmektedir. Kanatlar kitinleşmiş damarlarla desteklenmiş çok ince zar şeklindedir. İki çifttir. Uçuşta ikisi birlikte çalışır, uçuşu ve uçuşu yönlendirmeyi de sağlarlar. Arının uçuş sırasındaki hızı saatte 50 km.'ye yaklaşır.
    Karın (Abdomen), ergin arıda 9 segmentten oluşur ve mide, bağırsak ve üreme organları gibi iç organlarla balmumu bezleri ve iğne bulunur. Segmentlerde bulunan sağlı-sollu bir çift mum salgı bezi (balmumu aynası) işçi arıların balmumu yapma döneminde kalınlaşarak mum salgılama yeteneğini kazanmaktadırlar. Sıvı olarak aynalar üzerine salgılanan mumlar, mum ceplerinde katılaşarak küçük pulcuklar halini alır. Arılar zincirleme birbirine tutunarak özel hareketlerle balmumu sızdırmaktadırlar. Ayaklar yardımıyla ağza götürülen balmumu pulcukları orada yumuşatılarak yoğrulmakta ve böylece petek gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Mum örme dönemini tamamlayan işçi arılarda mum salgı bezleri dejenere olur ve birer sıra hücre tabakasına dönüşür.
    İşçi arıların 7. abdominal segmentinin iç yüzeyinde ve sırt plakasının ön kenarına yakın kısmında büyük hücrelerden oluşan koku bezi (nasanof bezi) bulunmaktadır.
    İşçi arılar ve ana arıda abdomenin sonunda iğne bulunmaktadır. İğne, iğne odacığından çıkan ince, sivri uçlu bir savunma organıdır. Bu iğne bir zehir kesesine bağlıdır. İşçi arıların iğnesi geriye çentiklidir; bu yüzden işçi arılar birisini sokmak üzere iğnesini batırdığında geri çekemez. Çentikler testere ağzını andıran çıkıntılar olup bu çıkıntıların sivri uçları iğnenin batış yönünün tersine yöneliktir. Bu nedenledir ki arılar kendi hayatını tehlikede görmediği sürece insanı sokmaz.

  14. #94
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız





    Aslan

    Aslan (Panthera leo), kedigiller (Felidae) familyasından etçil memeli bir hayvan türü. Afrika, Arabistan, İran ve Hindistan bölgelerinde yaşar. 2 m uzunlukta, 1 m yüksekliktedir; erkeği 250 kg, dişisi ise 150 kg ağırlığındadır. Ömrü 25-30 senedir.

    Aslanlarının dağılım haritası


    Geniş alınlı, güçlü çeneli, uzayıp çekilebilen tırnaklı, sarımtrak kısa ve yatık tüylüdür. Kuyruğunun ucu püsküllüdür. Erkek aslanın başının etrafı uzun ve güzel bir yele ile süslüdür. Omuzlarının üzerine kadar dağılan bu perçem, kızdığı zaman kabarır.
    Aslanın dili büyük ve diken gibi sert kıllarla örtülü olduğundan, yalarken avının derisini ve iri kemiklerin etini sıyırır. Bu dehşetli hayvan, pençesi ile avladığı canlı hayvanlarla geçinir. Kendi avından karnını doyurunca geriye kalanı terk edip, bir daha o leşi yemez.
    Çiftleşme mevsimleri değişiktir. Dişi aslan çiftleşmeden 108 gün sonra 3-4 (bazan altı) yavru doğurur. Yavrular gözleri açık doğarlar. Yavrularını üç ay emzirir. Önceleri baş ve ayakları benekli sırt ve kuyrukları enine çizgilidir. Zamanla bu lekeler kaybolur. Anne ve babaları tarafından üç yaşına kadar korunarak yetiştirilirler. Üç yaşını dolduran erkek yavruların yeleleri çıkmaya başlar, yedi yaşında olgunlaşırlar.

    Darıca Hayvanat bahçesinde Erkek Arslan


    Erkek aslanlar yeni bir dişi ile beraber olunca,eğer dişinin o erkek aslandan baska yavrusu varsa,yeni beraber olduğu erkek aslan o yavruları öldürür,nedeni ise yavrunun sorumluluğunu almak istememesi,ayrıca erkek aslanlar yalnız ve aç olmadıkları sürece asla avlanmazlar,avı dişi aslanlar gerçekleştiri buna rağmen avı önce erkek aslanlar yer. Ayrıca bir günde 52 birleşme yaşarlar.






  15. #95
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız



    AT [değiştir]
    At Alm. Pferd (n), Fr. Cheval, İng. Horse. Familyası: Atgiller (Equidae). Yaşadığı yerler: Evcilleri olduğu gibi, Amerikan bozkırlarında “Mustang”ve Altay dağlarının her iki yanındaki açık arazilerde “Prezevalski” denen yabani atlar sürüler halinde yaşar. Özellikleri: Küçük başlı ve kısa kulaklıdır. Yelesi ve kuyruk ucu uzun kıllıdır. Midilli atları koç iriliğindedir. Ömrü: 40-60 sene. Çeşitleri: En meşhuru Arap, İngiliz ve Midilli atıdır.
    Tek tırnaklılar takımının, Atgiller familyasından bir memeli. Erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir. Hepsine genelde at adı verilir. Arabide binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, semend, tusen-i sütur denir. Cenk atına da rahş denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “ toynak” adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve kıymetlisidir. İnsanların, eski harp meydanlarındaki yardımcısı, yük taşımada hizmetçisi, yarış, cirit, çit atlama ve av sporlarında neşe ve zevk ortağıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine rahatlıkla alışır.

    At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkardır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder. Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adıyle anılan vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.

    Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı vardır. Bu at Orta Asya Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezevalski dendiği gibi Moğolistan yaban atı da denir. Altay dağlarının her iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler. Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun kısımları beyazdır. Kışın kılları uzayarak soğuktan korunurlar.

    Evcil atlar: Tahminen 4000 seneden beri insanlara hizmet etmektedir. Bugünkü modern atların Asya yaban atından türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri sürmektedirler. Evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak bilinmemektedir.

    Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar doğurur. On bir ay gebe kalır ve genellikle bir yavru doğururlar. Yavrunun gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında hased yok ise de, birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler. Saatte 60-70 km hızla koşanları vardır. Atların tüy renkleri çeşitli olup, renklerine göre çeşitli isimler alırlar. En tanınmışları: Ak, akçıl, kır, al, alakı, geyik kırı, çil yeşil, al pekmez köpüğü, doru, hurma dorusu vs.’dir.

    Erkek eşek ile kısrak eşleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin birleşmesinden de barda denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de üremezler. Katır, bardadan daha dayanıklıdır.

    Arap atı: Çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. Arabistan’a geçen Orta Asya ve Anadolu Türk atlarından türemiştir. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir.

    İngiliz atı: İyi bir binek ve yarış atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arab aygırı ile İngiliz yerli kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arab atından daha uzun bacaklıdır.

    Midilli atı: Küçük, sakin ve dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç iriliğindedir. Çocuklar için iyi bir binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da istifade edilir. Shetland, İslanda ve Norveç midillileri meşhurdur.

    At yetiştiriciliği: Asya, Avustralya ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hala vahşi at sürüleri yaşamaktadır. Evcil atlar haralarda yetiştirilir. Ülkemizde ilk hara 1913’te Aziziye’de kuruldu. Türkiye’nin ilk modern harası ise 1924’te açılan Karacabey harasıdır.

    Atın evcilleşmesi

    Przewalski' atı (Equus ferus przewalskii)olarak tanınan Moğol kirtag, bu gün yaşayan tek vahşi attir.

  16. #96
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız

    Bayağı atmaca (Accipiter), accipitridae familyasından yırtıcı kuşları içeren cinstir.
    Kanatları geniş ve kısa, bacakları ve kuyrukları görece uzundur. Accipiter cinsinin üyeleri dünyanın bütün ormanlık bölgelerinde bulunur. Büyük ağaçlara, dallardan, içi yumuşak bir astarla kaplanmış yuvalar yaparlar. Dişi, kahverengi lekeli beyaz yumurtalarının üstünde dört ile beş hafta kuluçkaya yatar. Yavruları beş ya da altı hafta sonra tüylenir.
    Koyu kurşuni ve kahverengi tüylü olup, göğsü beyaz kahverengi çizgilidir. Kısa, yuvarlanmış kanatlı, yelpaze gibi açılan uzun kuyruklu olduğundan ağaçlar arasında rahatlıkla manevra yaparak avını takip eder. Kıvrık, kısa gagalı olup, ince, uzun, yırtıcı pençeleri ile fare, kuş ve sincapları kapar. Bodur ağaçlıklı ormanlarda barınır. Çit ve yol kenarlarında gündüz avlanır. Ağaçlar üzerinde yuva kurar. Yuvasının içini saç, kıl ve kök püskülleri ile döşer. Senede 3-5 yumurta yumurtlar. Erkeği dişisinden küçüktür. Eşlerin her ikisi de yavrularına yiyecek taşırlar. Türkiye’de yaşayanları, kış mevsiminde Kuzey Afrika ve Hindistan’a göç ederler.

    Türler

    • Accipiter albogularis
    • Accipiter badius
    • Accipiter bicolor
    • Accipiter brachyurus
    • Accipiter brevipes - Yoz Atmaca
    • Accipiter butleri
    • Accipiter castanilius
    • Accipiter chionogaster
    • Accipiter cirrocephalus
    • Accipiter collaris
    • Accipiter cooperii
    • Accipiter erythrauchen
    • Accipiter erythronemius
    • Accipiter erythropus
    • Accipiter fasciatus
    • Accipiter francesii
    • Accipiter gentilis - Bayağı çakırkuşu
    • Accipiter griseiceps
    • Accipiter gularis - Japon atmacası
    • Accipiter gundlachi
    • Accipiter haplochrous
    • Accipiter henicogrammus
    • Accipiter henstii
    • Accipiter imitator
    • Accipiter luteoschistaceus
    • Accipiter madagascariensis
    • Accipiter melanochlamys
    • Accipiter melanoleucus
    • Accipiter meyerianus
    • Accipiter minullus
    • Accipiter nanus
    • Accipiter nisus - Bayağı atmaca
    • Accipiter novaehollandiae
    • Accipiter ovampensis
    • Accipiter poliocephalus
    • Accipiter poliogaster
    • Accipiter princeps
    • Accipiter rhodogaster
    • Accipiter rufitorques - Fiji çakırkuşu
    • Accipiter rufiventris
    • Accipiter soloensis
    • Accipiter striatus
    • Accipiter superciliosus
    • Accipiter tachiro
    • Accipiter toussenelii
    • Accipiter trinotatus
    • Accipiter trivirgatus
    • Accipiter ventralis
    • Accipiter virgatus

  17. #97
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Dingo


    Dingo (Canis lupus dingo), köpekgiller (Canidae) familyasından Avustralya'daki tek etçil yaban hayvanı olan ve dünyanın başka hiçbir yerinde yaşayamayan yaban köpeği türü.
    Eskiden yalnızca keseli hayvanların yaşadığı Avustralya'ya nasıl ve ne zaman ulaştığı bilinmeyen dingonun fosil kalıntıları, günümüzden 40.000 yıl öncesinden bu yana var olduğunu ortaya koymuştur. İri bir köpek boyunda, pas kızılı ya da açık kahverengi sık, yumuşak tüylü, ayakları ve kuyruk ucu beyaz bir hayvandır. Seyrek ağaçlı ormanlarda ve ovalarda yaşar; tek başına ya da sürü halinde avlanıp, kanguru, koyun vb. küçük hayvanlarla beslenir. Dişileri yer altındaki oyuklarda ya da ağaç kovuklarında 4-8 yavru doğuran dingolar havlamaz, kesik kesik sesler çıkarıp, acı acı ulurlar.

  18. #98
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız




    Ay balığı


    Ay balığı ya da Pervane balığı (Mola mola. Latince mola değirmen taşı demek) Molidae familyasına ait balık türü. Lezzetsiz ve kötü kokan etinden dolayı ticari değeri yoktur.
    En büyükleri ağzından kuyruğuna kadar 3 metre, sırt yüzgecinden anal yüzgecine kadar 4 metre ve 2 ton ağırlığa kadar varabilirler. 100 yaşına kadar varabildikleri tahmin edilir. 2 ton ağırlıkları dikkate alınarak, toplam 27,000 balık türünü kapsayan kemikli balıklar sınıfının en büyük balığı denilebilir (çünkü boyları 7-8 metreye kadar varan mersin balıklarının ağırlıkları en fazla 1,5 ton olur).
    Kaba yapılı vücudunun sanki yarısı eksikmiş gibi görünmektedir. Karın yüzgeçlerinin de eksik olması bu görüntüyü dahada ilginçleştirir. Ama balığın iç organlarındada bir eksik vardır; yüzme kesesi ve pulları evrensel gelişmesinde gittikçe küçülüp yok olmuşlardır.
    Daha henüz yavru olan ay balıklarının iyi gelişmiş ve kullanışlı bir kuyruk yüzgeçleri vardır, ama balıklar büyüdükçe kuyruk yüzgeçleride gittikçe genişler ve sonunda dalgalı uzun bir perde oluşturur. Bu yüzgecini ilerlemek için kullanamaz. Sadece çok büyük olan sırt ve anal yüzgeçlerinin gücü ile ileriye doğru haraket eder. Ay balığı iyi bir yüzücü değildir, ve haraketleri çok kabadır.
    Sadece iki türden oluşan Mola cinsinin diğer türü Mola ramsayi'dir. Bu türün vücut yapısı biraz daha kibardır.
    Ay balığının derisi 15 cm kalınlığındadır, ve böylece dünyadaki bütün yaratıkların en kalın derisine sahibtir. Bu kalın derisinin üzerinde 50 ayrı tür parazitler ve mikroorganizmalar yaşar. Bunlar ay balığının karanlıkta parlamasına yol açabilirler.
    Dişileri 300 milyon yumurta döker. Bunların çoğu diğer balıklara yem olur. Yumurtadan çıkan yavrular sadece 2-3 milimetre büyüklüğündedirler, ve böylece annelerinin büyüklüğü ile orantılı bakış tarzında hayvan aleminin en küçük yavrularıdırlar. Yavru balıkların uzun bir dikenleri vardır.
    Ay balıkları özellikle Asya'nın, Afrika'nın ve Avustralya'nın ılık denizlerinde bulunurlar, ve 1000 metre derinliğe kadar dalabilirler. Yaz zamanında Akdeniz'de de görülebilirler.
    Sudan dışarıya dikilen sivri yüzgecini görenler, ay balığını köpek balığı zannedebilirler, ama ay balığı çok sakin bir hayvandır ve örneğin kendine yaklaşan dalgıçları çok sakin karşılar.
    Beslenmeleri deniz anaları, plankton, küçük balıklar ve diğer küçük deniz hayvanlarından oluşur.
    Vücutları fugu balığından ve bazı diğer Tetraodontiformes takımına ait balıklardan tanıdığımız Tetrodotoxin zehirini üretebilir.
    Eti yenilmediğinden, insanlar için hiçbir değeri olmasa bile ay balıklarının sayıları azalmaya devam etmektedir. Sebep, denizlerin gitgide kirlenmesidir.


  19. #99
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız



    Bal arıları (Apis) topluluk yaşamı sürdüren sosyal böcekler olarak, herhangi bir yuvada aile (koloni) oluştururlar. Bal arısı kolonisi, bir kraliçe (Ana arı), birkaç yüz erkek arı ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.

    Türleri
    Dev bal arısı Apis dorsata



    Küçük bal arısı Apis florea



    Doğu bal arısı Apis cerana



    Bal arısı Apis mellifera




    Arı yumağı (Koloni)


    Bal arısı (Apis mellifera) 1,2 cm uzunluğundadır. Baş ve göğüs bölümü az çok kıllıdır ve genellikle sarı tonlardaki rengi soydan soya değişir. İki büyük bileşik göz, ve üç basit göz, başın tepesinde yer alır. Koku alıcı iki duyarlı anten de keskin görme duyusuna yardımcı olur.
    Bal arıları toplu halde yaşayan canlılardır ve kovanda yaşamın devamlılığını sağlamak için hep birlikte çalışırlar.
    Bir kovanda işçi arılar, ana arı ve erkek arılar bulunur. İşçi arılar kovandaki bütün işleri üstlenmişlerdir ve büyüdükleri hücreden çıktıkları andan itibaren gelişimleri ile orantılı olarak kovan içindeki görevleri de değişir. İşçi arılar yaşamları boyunca kovan içindeki her türlü işle ilgilenmiş olurlar. İlk üç günleri kovan temizleyicisi olarak geçer.
    Kraliçe ve işçi arıların iğnesi olduğu halde bal yapmayan erkek arılar iğnesizdir. Erkek arıların spermiyle döllenen Kraliçe yumurtalarının gelişmesiyle dişi arılar, işçilerin yumurtalarından ise erkek arılar oluşur. Kraliçe arı larva halinden itibaren işçi arıların tükürük bezlerince salgılanan arısütüyle beslenerek anaarı haline gelir.



    Ana Arı


    Anaarı


    Kraliçe olarak ta bilinen ana arı, ana arı hücresine bırakılan döllü bir yumurtanın larva döneminde, işçi arı olacak larvaya göre daha sık ve daha zengin gıda (arı sütü) ile özel beslenmesi sonucunda yumurtadan yetişkine toplam 16 günde oluşur.Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer işçi arılar erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar. Kaliteli ve genç bir ana arı, diğer kovan içi ve kovan dışı şartlar da elverişli ise günde 2000 dolayında yumurta yumurtlayabilir.

    İşçi Arı

    Kovan temizliği arıların ve larvaların sağlığı açısından çok önemlidir. Arılar kovanda gereksiz gördükleri her şeyi dışarı taşırlar, taşıyamayacakları kadar büyük olan ve kovana dışarıdan giren böcekleri de öldürürler ve propolis ile kaplayarak bir nevi mumyalama işlemi yaparlar. Propolisin özelliği, içinde bakteri barınamamasıdır. Yani mumyalama işi için ideal bir maddedir.

    Bal petekleri


    Arılar 3. günden sonraki bir hafta boyunca ise adeta dadılık yaparlar. Vücutlarındaki bazı salgı bezlerinin harekete geçmesi üzerine, larvaların bakımı işine yönelirler. Larvaların bütün bakımıyla 3 ila 10 günlük arılar ilgilenirler. Larvaların kimini arı sütüyle, kimini de bal ve çiçek tozu karışımıyla beslerler.
    10. gününden itibaren işçilerin karnındaki balmumu bezleri gelişmeye başlar ve balmumu yapacak hale gelirler. İşçi arılar artık balmumuyla petek inşa eden inşaat işçileridirler.
    Arılar 10 gün boyunca petek üretimine devam ederler. Ama doğumlarının 20. gününde yine görev değiştirirler. Bu kez kovan girişinde gardiyanlık yaparlar. Arıların vücudunda yine bir değişim olur ve iğne bezleri zehir üretmeye başlar ve gardiyan olan arılar kovan kapısında nöbet tutarak davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler.

    Erkek Arı

    Dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.
    Bir kolonide sayıları 10.000 ile 80.000 arasında değişen arı yaşar. Birarada yaşayan arı sayısının fazlalığına rağmen aralarındaki kusursuz iş bölümü ve disiplin sayesinde, kovandaki işlerde hiçbir aksama olmaz ve kovan içinde hiçbir kargaşa da yaşanmaz.
    Dış görünüş olarak arılar birbirlerine çok benzerler. Bu benzerliğe rağmen kovana giren herhangi bir yabancı arı tanınır ve kovandan dışarı atılır ya da öldürülür. Her kovanda kraliçenin salgıladığı kimyasal bir madde vardır ve bu madde kovandaki bütün arılar tarafından bilinir. Ayrıca kovandaki bütün arılar da bu maddeyi kraliçeden alırlar yani kraliçe ile aynı kokuya sahip olurlar. İşte bu madde sayesinde aynı kolonideki bütün bireyler birbirlerini kolaylıkla tanırlar.
    Arılar toplam altı haftalık hayatlarının kalan bölümünde çiçekleri araştıran birer balözü toplayıcısı olurlar.
    İşçi arılar kovandaki bütün bu işleri yaparken kraliçe arıya düşen görev sadece üremektir. Kraliçe arı bütün ömrü boyunca hiç durmadan yumurtlar, ve bütün ihtiyaçları işçi arılar tarafından karşılanır.

    Anaarılar 16 günde, işçiler üç haftada, erkek arılar ise işçilerden günlerce sonra erişkin dumuna gelebilir. Daha sonra erişkin anaarılar, içlerinden yalnızca bir tanesi kovanda kalıncaya değin kıyasıya dövüşürler. Bu yeni anaarı kovanın eski anaarısına saldırır. O da yeni bir koloni kurmak üzere bir sürüyle birlikte kovanı terk eder. Buna arıcılıkta oğul verme denir. Bu şekilde arı kolonisi ikiye bölünmüş olur.

  20. #100
    Banned eerol's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    06-11-2004
    yaş
    40
    Mesajlar
    8,745
    Teşekkür
    0
    0 Mesajda 0 Teşekkürü var.

    Varsayılan Konu: hayvanlarımız



    Balinalar (Cetacea), memeli hayvanlar sınıfının balinalar, yunuslar ve domuz balıklarını içeren bir takımıdır.
    Arktik denizlerde yaşayan en iri ve büyük memeli hayvan. 60 fil veya 350 sığır rahatlıkla içine sığabilir. Ağzını açtığında bir kayıkla tayfalarını rahatlıkla yutabilir. Memeli olup, akciğer solunumu yapmasına rağmen vücudu balığı andırır. Ön üyeleri kürek şeklindedir. Arka üyeleri ise gelişmemiştir. Sert, kılsız ve kaygan derisinin altında 45 cm kalınlıkta bir yağ tabakasına sahiptir. Kemikleri süngerimsi olup, içleri yağla doludur. Balıkların tersine olarak kuyruk yüzgeci yatay ve kemiksizdir. Tuzlu sudan etkilenmemeleri için gözyaşı bezleri koruyucu sıvı bir madde salgılar. Sürü halinde gezerken kendilerine has sesler çıkararak haberleşirler. Bir katil balina aynı anda iki ses çıkarır. Mavi balinalar ise bütün okyanusa yayılan sesler çıkarırlar. Dış kulakları olmamasına rağmen işitme duyuları çok güçlüdür. Koku alma duyusundan mahrum oldukları sanılır. Yavrularını emzirirken yan yatar ve sütü yavrunun ağzına püskürtürler. 15-20 dakika aralıklarla su yüzüne çıkıp, başlarının üzerindeki kapaklı burun delikleri ile nefes alırlar. 1,5 saat su altında kalabilirler. Burun deliklerinden su fışkırtmazlar. Dışarı soludukları ısınmış nemli hava atmosferde yoğunlaştığından fışkıran bir su hortumunu andırır.

    Balina çeşitleri: 1. Grönland balinası, 2. katil balina, 3. Kuzey Atlantik balinası 4. kaşalot, 5. denizgergedanı, 6. mavi balina, 7. çatalkuyruklu balina 8. beyaz balina


    Dişli ve dişsiz olmak üzere iki alttakımı vardır. Dişsiz balinalar üst çenelerinden uzanan 4-5 metre uzunlukta 400 kadar balina çubuğuna sahiptir. Ağzını açıp plankton, küçük balık ve yumuşakçaları ağız boşluğuna alır. Suyu, kuvvetli dili ile dışarı sızdırırken, besinler iç yüzeyi fırça gibi püsküllü balina çubuklarına takılır. Çubuklu balinaların gırtlağına bir insan yumruğu zor sığar. Yemek borusu daha da dardır. Küçük canlılarla beslenmek zorundadır. Balinaların en büyüğü mavi balinadır. 31 m boyunda 200 ton ağırlıkta olanları vardır. Dişsiz balinalarda iki, dişli balinalarda bir burun deliği bulunur. Burun deliği nefes borusuna, ağız ise yemek borusuna açılır. Yemek borusu ile soluk borusunun hiçbir irtibatı olmadığından, ağızdan alınan suyun akciğerlere kaçma tehlikesi yoktur. Dişli balinaların alt çenede (ispermeçet balinası) veya her iki çenede (katil balina, yunus balığı) avını yakalamaya yarayan aktif dişleri vardır. Atlantik ve Pasifik'te yaşayan katil balinaların boyları 9 metreye kadar ulaşır. Sürü halinde avlanan yırtıcı hayvanlardır. Balinaların en hızlısıdır. Geldiklerini fark eden fok, yunus ve diğer balinalar kaçacak yer ararlar. Ağzı ve boğazı küçük fok ve morsları yutabilecek genişliktedir. Kendilerinden çok iri balinalara saldırıp onları parçalarlar.
    Balinalar memeliler arasında en uzun göç eden hayvanlardır. Üreme mevsimlerinde birkaç yüz adedi aşan sürüler halinde görülebilirler. Bununla birlikte daha küçük gruplar halinde ve bazan da tek olarak rastlanırlar. Memeli deniz hayvanları üremede her yönden kara memeli hayvanlarına benzerler. Gebelik zamanı genellikle bir seneye kadar uzayabilir. Fakat bazan bu süre cinslere göre 11-15 ay şeklinde değişir. Büyük balinalar genellikle 5-6'ncı yaşlarından sonra erginlik çağına girerler ve muhtelif senelerde yavrularını doğururlar.

    Mavi balinanın iskeleti


    Denizde yaşayan memeli hayvanlardan küçükleri, yazın başlangıcında doğum yapar veya çiftleşirler. Büyük balinalar ise bu faaliyetlerini daha geniş bir zaman (ay) içerisinde gerçekleştirirler. Umumiyetle tek doğururlar, bazan ikiz hatta daha fazla doğurdukları da görülür. Yeni doğan balinanın büyüklüğü yetişkine nazaran oldukça büyüktür. Ana balina 9-10 m boyunda olup, yavru ise 61-165 cm arasında değişir. Büyümeleri çabuk olur. Balina yavrusunun ilk sene, boyu bir kat uzar. 2-3 senede yetişkinlerin boyuna varır. Balinaların ortalama yaşları insanınkine çok yakındır. Bir Fin balinası, 80 yıl kadar yaşar. Yavru balinalar su içine doğururlar. Bunlar hemen yüzmeye başlar. Birkaç aylık süre için ana balinadan süt emerler. Bu süre bazan bir seneye kadar uzayabilir. Emme diğer memeli hayvanlarda olduğu gibidir. Ana balinanın sütü geniş kanallardan akarak süt kanalında tevzi edilir. Yavru balina ana balinanın memelerinden sütü deniz suyuna karıştırmadan emebilmektedir. İspermeçet balinası (Kaşalot) 18 m boyunda 50 ton ağırlıkta olup, okyanus derinliklerinde dev mürekkepbalığı ve ahtapot avlar, köpekbalığı yuttuğu da olur. Bazan yediği mürekkepbalığının gagası sindirim borusuna saplandığında bu yaralı kısımlarda amber birikir. Yanıcı ve güzel kokulu olan bu yağlı madde, gaita (kusuntu) halinde dışarı atılır. Bir zamanlar altın değerinde olan amber, bugün parfüm sanayiinde kokuları sabitleştirici olarak kullanılır.
    Tek bir balinadan her biri 300 kg ağırlığında 100 varil yağ çıkarılır. Balina yağı deri sanayiinde, cilt kremi, ruj ve margarin imalinde kıymetli bir gelirdir. Amerika'da hidrojene edilmiş balina yağı sabah kahvaltısında lüks bir margarin olarak kullanılır. Bugün ilaç sanayiinde bile önemli rol oynar. Milimetrenin 400.000'de biri kalınlıkta balina yağı büyük göl ve barajların yüzeyine serpildiğinde buharlaşma ile su kaybı önlenmiş olur. Balina eti kızartıldıktan sonra konserve haline getirildiğinde dana eti lezzetini verir. Japonya'da insanların önemli bir yiyeceğini teşkil ettiği gibi yem sanayiinde de önemli rol oynar. Eti ve kemikleri öğütülerek balina unu haline getirilir. İç organlarından da gübre imal edilir.
    Balina avcılığı özel patlayıcı zıpkınlı toplarla donatılmış gemilerle yapılır. Zıpkınlanan yavruyu ana balina ölüm pahasına terk etmez. Saatlerce onu kurtarmaya çalışır. Bazan bilinmeyen sebeplerle balinalar toplu halde kıyılara vurarak intihar ederler. Vücutlarının ağırlığı sebebiyle akciğerleri ezildiğinden havasızlıktan boğulurlar.


    Yaşadığı yerler Sürüler halinde, çoğunlukla soğuk okyanuslarda yaşar. Özellikleri 30 metre boyunda, 200 ton ağırlıkta olanları vardır. Suda yaşayan sıcak kanlı memelilerdir. Yavrularını doğurur ve sütle beslerler. Ömrü 70-90 yıl. Çeşitleri İspermeçet balinası, gagalı balinalar, katil balinalar ile yunuslar dişli balinalardandır. Mavi balina, kambur balina, Grönland balinası (Kutup balinası), Fin balinası dişsiz, çubuklu balinalardır.

Sayfa 5 / 21 İlkİlk 1234567891011121315 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Bu konuda gezinen 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 misafir)

Bookmarks

Gönderim Kuralları

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazamazsınız
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •  
Desteklediklerimiz
aiofiles.Com , cfturkey.com, birbirgidiyor.com,MTP Patent ve Marka Tescili,Butik Düğün ve Bebek Fotoğrafçısı,RC MARKETİM,MERSİN RC, Filbox , Digitürk İnternet , Digitürk